MEHTERLERDEN
Vesile olan; “MEHTERCİ” loga ‘lı, 12-09-08 günlü şu mesajdır:
.. Siteniz çok güzel olmuş; hele de bu bölüm.
Gerçekten yurt dışındaki mehterler dökülüyor…
Yurt dışında kaç tane mehter takım var acaba?
Benim bildiğim üç tane.
Bunların kuruluşunda sizinde emeğiniz olduğuna göre; peki,
kendi kurduğunuz mehter takımlarıda mı dökülüyor diyorsunuz ?…
Demek ki, sizin kurduğunuz takımların olacağı ancak bu…
Acaba yanlış yorum mu yaptım; yoksa, yorumum doğru mu ?..
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Sn. kardeşim ve şahsında bu vb. soru türlerini aklından geçirenlere:
Cevâbımız; gelişmelerden, sırf size yönelik olmaktan çıkmış, boyutlanmıştır…
Hattâ ki, çok sanal yayınlarda; www.mehtercidede.com ileti-alıntı artışı, sanki:
a) Önerilerimi-bilgilerimi; reklam-iş-ün amaçlı olarak, int.de servis ettiğimi…
b) Konular ilgili herşeyi o bilir, ona sorulmalıdır, o ahkâm keser, diye bilinmeyi..
..Aslâ ve kat’â “nefîsle-kibirle ilgililiğinden” kabullenemeyeceğim yakıştırılardır.
Önce şu bilinmelidir: “Mehterci dede” olarak bu fâkir; ” a s l â ! “
ne “küçük dağları ben yarattım havasındadır” ..veya, ne de tipik “megaloman” rûhlu kişidir.
Çabam; ün değil, birikim paylaşımıdır…
Biline ki: “Ün şeytânidir.” ; “Bilginin zekâtı, bilgiyi paylaşmaktır.”
Mesajınız E.P kutuma geldiğinde cevâbını yazarken, âcil işim nedeniyle yarım bırakmıştım tamamlamak üzere…Tamamlamak için B.S.ımı açtığımda, tevâfuka
![]()
bakınız ki nasıl gelişmeler oldu ve de mesajınızı, yine ertelemek durumunda kaldım; çünkü, mesajın cevâbı artık yalnız sizi değil; nice bireyleri, ve ki’ nice tüzelleri de ilgilendiriecek duruma dönüşecekti…
Cevâbınızı yazıyorken, kesintiye uğramasına neden olan gelişmeyle başlayalım:
Almanya-Bielefeld ‘FATİH mehteri’ni bana kurdutanlardan; Eyalet temsilcisi sn. Nazmi Işık, ve de ağbi-kardeş sn. Recep AKTAŞ (Benim gidişimdeki tüm prosüdürleri üstlenen aziz arkadaşım) ile, kardeşi olan, (oraya vardığımda derneklerinin genel kurulu yapıldığında ağbisinin yerine başkan seçilen) sn. Erdoğan AKTAŞ, idiler. Sanırım; seçildiğinden beri de, hem yönetici hem de siyâsî kariyerini arttıran E. AKTAŞ bey edindiği onca tecrübelerle de bilindiği üzere FATİH mehteri; bünyesinde “ÇOCUK MEHTERİ”ni de bizzât kurarken aynı zamanda büyük mehter için ‘geleceğin takımına da amaçlı’ yetişmiş insan yatırımını yapar, diğer yandan da, büyük mehter yerine “Çocuk Mehteri” taleplerininde karşılanması amaçlanılır…
Ve de sâdece Avrupa’da, onların deyimiyle “BATI AVRUPA TÜRK DÜNYASI” tüm sosyal etkinliklerinde en yoğun mehter hizmetini sürdürmekle kalmayıp, tüm dünyanın istifâde edebileceği; o güzel portallarında “klasik MEHTER bilgileri”ni ihtivâ eden kısmıyla da İNT. üzerinden çok dilli sunumlarıyla faydalı olmaya çalışmıştır sn. Erdoğan AKTAŞ kardeşimiz ve dernek câmiası.
Sizin mesajınıza cevâp yazarken, sn. E. AKTAŞ’ın “MSN”de çet sinyâli belirdi. Onunla zaman-zaman çetleştiğimizden o an, MSN’den selâm çakınca, tabii ki, size cevâbıma “pause / ara” verip, onunla konuşmaya başladık… Anlattıkları; sizin o an yakındığınız sorunuzun; (..özellikle yurtdışı mehterler…) vurgulamasına takmış ama, kanaatleriniz farkıyla; Siz, beni haklı buluyorsunuz, o ise tam tersini… Sanki müşterek kumpasınıza düşürülmüşüm gibi sandım kendimi… Kendisinin, şahsıma gösterdiği sevgi-saygısı dâhilinde ölçülü ses frekanslarımızla iğne-çuvaldız meselesi ifâdeler olmuyor değil… ( Gerçi kendisi terzi ustasıdır bu yönü ile hâliyle avantajlı sayılsa da…) İşte, o gece ki sohbet çetleşmemizde de, lâfı gezdirip dolaştırıp punduna getirip: “Hocam, lütfen yurt dışı mehterleri kötüleyen ifâdeleri size yakıştıramıyorum. 8 Ay gibi aramızda bulunduğunuz sürece, bu takımımızı nasıl - ne şartlarla güçlük ve proplemler yumağını hep birlikte nasıl aşarak, kurulduğunu ‘bire-bir’ bilen kişi olarak sizde biliyorsunuz… Siz gittikten sonra çektiğimiz sıkıntıları bilemezsiniz ama tâhmin edersiniz… Hocam yurt dışı mehterlerini yereceğinize bilâkis moral, motive, doping , takdir , destek ifâdelerinde bulunmalıydınız; tâlihsiz bir sözü parantez içi ek koymuşsunuz; lütfen, o (..özellikle yurt dışı mehterler..) sözlü parantezi kaldırmanız dileğimizdir.” ..Ben de: “-Sn. Bşk.ım, haksızsın demek yerine, telâffi edebiliriz dememene ne demeli ?.. Bahsettiğin yetişmiş eleman sıkıntıları, çok mehterlerde olağandır… Benim anlatmağa çalıştığım, lâçkalıklar-lâubalilikler-öğretilerin uygulanılmaması; tek bir örnekle yetineyim: SAPLILAR, nevbet / konser süresince niye zemîne dikili tutuyorlar da, askı tokasına geçik “yüksek-saygın-hâşmet” icâbı sapı kalkık tutmuyorlar… Hâ! Ola ki salon içi sahne basıktır falan; o zaman zeminde tutulması zarîdir…
Hâni, hatırlarsın: Mehterlerin resimleri; o Mehterin hakkında, sessiz ama en etkin yorumluk referanstır. Yâni, yâ vezir eder, yâ rezil demiştim; onun için resim video ürünlerinden portallara konulacak olanları dikkâtli-özenli seçili olmalıdır demiştim… Ard niyetliler kötü görüntüleri, düşüncesizlerde gâfletle resim video çeker, yayımlandığında, mehterlerin çapulcu takımı addedilmesine imkân sağlanmış olunur demiştim…de.. Siz de: “Hocam, bu uyarınızı haklı bulduk, portalımızdaki albümleri bir baştan gözden geçirdik. ilâ. demiştin” (..Bu söylediklerimi, başka bir yazıda da anlatmıştım; çok önemliliği nedeniyle, resim-video çekicilerinden bilmiyenler için, tabiiki bütün “mehter siteleri” sn. ilgililerinden bilmeyenlerin, bilinçlenmesi için, tekrârlamış oldum.)
“..Devâmî konuşmamız özele girdiğinden, yetinelim.” Yaklaşık konuşmamız bu minvâl üzere sürdü. Değindiği ricâsını çok ısrâr edişi ânı ile, bu yazıya vesile olan bu mesaj, hakikâten tevâfuk değil de, yâ nedir ?…
Şimdi o parantez içi yazıya; (….silindi…) yazıp, dikkât çekiciliğini yok ettim.
Onlar’sa “eski-hamam, eski tas” misâli aymazlıklarını sürdürürlerse, elimden ne gelir ki !?!… Hâ! Bu vesile ile, bu yazımız ; aynı zamanda www.austurkiye.net int. sitesine gönderdiğim son açıklamamın çıkmayışına cevâp gibidir oradaki âlp mehtercilerimize de… Çünkü, sağolsunlar - var olsunlar, onlar da müştekî idiler benden; kezâlik, nice animasyon mehterler de… Mehtercilik oynayan(!) animatörler de… Oysa, şikâyetleri: “MEHTER KÜLTÜRÜ”nün bilinmesini sağlar…
Çenemiz açılmışken, ver’yansına devâm edelim mi: ( ..devâm..ediniz..ediniz.. dediğinizi duyar gibiyim..) Meselâ şu vereceğim örnek gibileri çoğaltabilinir:
Başka bir mehtere ait, “Fransa da mehter portalı”nda birkaç resim var, bulunuz. Sakallı mehterbaşı ve ardındaki ’söz de’ mehterân, âdi adım gösteri “evveli-sonu” yürüyüşlerindeki lâubâliliği görüyor musunuz!?.. Sanki pikniğe gidiliniyor sivilcek… Bir mehter de ise; kocaman kapkara güneş gözlüklüleri…
Değil kapkara güneş gözlüğü, mercek saydam gözlük dahi kullanılmamalıdır… ( Yenişehir mehteri’nde zurnazen Abdullah kardeşimiz, gözlüksüz yapamayınca, mehter otantizm’i ciddiyetliliği icâbı lens yaptırttı, gösterilerden-gösterilere kullanmaktadır… Yâ! ciddiyet lâfla olmuyor…) Bir de; gösteri dışı takımca yürüyüşlerde de, az sesli tek davul ve çalpara zil eşliğinde tempolara uyularak “adi adım” yürünse, ve ki’ değil efrâtlarla, sıra arkadaşıyla bile lâflamaksızın vakurâne davranılsa… Gerekli dikkât ve özen gösterildiğinde, istedikleri kadar resim karesine girseler de, öylesine bet görüntüye sebep olunmaz, ve üstelik, mehter misyonuna hizmet katkısında bulunulurdu… ( Askerî mehter’imizde; öylesi, “piknik-sohbetli” yürüyüş mümkün müdür !?!…)
-Bâzı mehterlerde de; sırf sancak var, tuğ yok ardında 8-10 mehterân…
-Hiç 11 kişilik mehter olur mu !?! Futbol takımı mı bu !?!… Ve bu sayı kadrolu mehter, yurt dışındaki kardeş şehir’e, ülkemizi, hem de çok ciddi bir geleneğimiz olan mehterlerimizi temsîlen gideceğini mârifetmiş gibi sitelerinde duyuru yapmış… Ooooofff! Ooooofff !…
-Bâzısında, ya Emir-i Âlem yok, ya da Mehterbaşı.. Ya da tuğcu bölümü…
-Bâzı mehterler kat sayısını(!) 3-5-7-9 tek sayılı olmasını bilmelerine rağmen, hem tanıtım portallarındaki takımlarını açıklarken, hem de uygulamalarında uymadıkları görülüyor…
Mehterlerde Kat’a uyulmaması hâli; ancak, aslî kat’ın, 2 kat’ını
aşmamak üzere cevgânilerdir… Yâ da, hâşmetli görüntü olmasını sağlamak için TUĞ sayısı, kat fazlası olabilir… Çalıcı kısımları; KAT kuralı sayısına tâbi olmalıdır. Yâni, üstteki örnekteki gibi, 11 kişilik futbol takımının, “kurallar uyarınca” 12 nci, ve daha fazlası oyuncu olamayacağı gibi…
Eh, bu kadar yazmanın ardından sorulanlara cevâp ne zaman gelecek diyenlerinize de lâf yetiştirerek sorulara dönelim: Bunca soru-cevap- bilgilerin teâtileşmesine vesile olanlara ve vesile olacaklara da hep birlikte müteşekkir olmalıyız; diyerek, dönelim sorulara:
A) Sitem hk.da
Gösterişten uzak bloger tarzda B.S. uzmanı ve mehter hocası olan oğlum Muzaffer Ali Akyıl kurdu. Eskilerin deyimiyle; “zarfın güzelliğine değil, mazrûfa (içine) bak!” anlamında, bendeniz içini-içeriğini önemsemekteyim.
Ama mâalesef yeterince zaman bulup sürdüremiyorum. Ancak, sorular yöneltildiğinde saygısızlık olmaması için zaman ayırabilmekteyim. Yani, başka bir deyişle, sorular soruldukça bu site aktifliğini sürdürecektir…
B) Sorduğunuz; yurt dışında kurulan mehterler sırasıyla:
1) Almanya LEMGO mehteri (Yurt dışında ilk) Kurd. Recep Aktaş… (1991) …En alttaki mesaj üzerine sıra düzeltildi.)
2) Almanya Berlin Mehteri [ 1) Büyük Ülkü O. Der.] Kurd. Sıtkı Yeiç……(1991)
2) Almanya Berlin Mehteri..[ 2) Ditib. Der. ] (Kurd. ………………) …………..(1995) (5 yıl sonra “Çocuk Mehteri” de kuruldu)
3) Avustralya / Molbeurne Türklerince (Millî Görüş Der.) (Kurd. ………).(1995-6)
4) Almanya Bielefeld Ülkü O. Der. “FÂTİH m.” Kurd. Erdoğan Aktaş….. (1999) (2 yıl sonra “Çocuk Mehteri” de kuruldu)
5) Fransa sanırım (Strazbourg Eyüp Cami Vakfı ) Kurucu Mehmet Çelik (2007)
6) Almanya / Eppingen ” DİTİB/TİKC:………………………………………………….(2007)
- Hollanda (çocuk meh.) dağıldı……………………………………………………………….(2007)
- Belçika’da, Avusturya’da kurulması hazırlığı sürdürülüyor.
BİLGİ: Bu mehterlerden sâdece 1. - 2. sıralı mehterlere endirekt katkıda..
4 nolu’ya ise, direkt giderek bilfiil kurarak hizmet ve katkıda bulundum.
-Avustralya ve Fransa mehter kuruluşlarına İLK “fikir-teklif” sunanıydım…
C) Asıl öğrenmek istediğinizin “KURDUĞUM MEHTERLERİ Hk.da açıklamalar:
(Maraton bir anlatış olacaktır, lütfen sonuna dek dişinizi sıkıp okumalısınız…)
Benim kurduğum mehterler, ömrüme endeksli birikimlerimin kazanımlarımın uygulanmasıyla oluşanıdır; bu da:
- Askerî Mehter’imizin ( Esasen; “Genel Kur. Bşk.lığı, Askerî Müze Kom. Mehter Bölüğü” diye yazılmalıdır, ama biz ‘anlaşılacağı üzere’ kısaltıyoruz.) uyguladığı “İç Hizmet” gereği koreografi/tavır yöntemlerinin “disiplin-hâşmet-
repertuar ve lâzıme objeleri ” olgusunu alaraktan.. ve, (onlarda uygulanmayan}
- Çeşitli sivil mehterlere mahsus gelenevî ifâ(de) uygulayışlarından en iyilerini mantık+otantizm filtrelerinden geçirmek suretiyle, en.. anlamlı-yorumlu- iyisi -görselli-gelenevîli-otantizmli hamûlesi formatı, kurduğum takımlara tatbik ediyorum… Böylesine ‘araştırmacı çalışmayı’ iddiâ ediyorum yapan olmadığı gibi; yapan kişi olarak emeğimize de + tecrübelerimize de saygı duyulmaksızın, o ardım sıra gelen(ler): “hoca’dan da, daha hoca” olmalarından(!), etki-güç-otorite oluşturmaları için: “..şu-o-bu böyle; yapılacak!” değiş(tir)imlerin sonuçlarından ben sorumlu olabilir- miyim !?!… Ayrıca; Örn. mehter lâzımeleri özellik olarak hep; EN.. iri-büyük olması ve otantikliği icâbeder… Taşınabilir en büyük davul yaptırırsan, çok bilmişlerce küçülttürülürse ?.. Ayrıldıktan sonra, veya gelmenizden önce temin edilmiş dejenerik lâzımeler örn. otantik üretim olması gereken davulları-nakkâreleri zar gerimi kolaylığı için teknolojik gergi saplama vidalısı olanı yaptırılırsa ve o teknolojik çirkinliği, nakışlı örtüleri yaptırıp kapatılması bile düşünülmezse.. Yine bâzı mehterlerde: Zarlar; şeffaf naylon olursa.. Tokmak başları bando davulu gibi silindir keçe ise.. Kösler; plastik varil veya tumba ise
Başlık keçe üstü al-yeşil zeminli armaları vinilex.. Yemeniler panzot, vb. ise.. Kıyâfetli görev anında gözlük, cep tlf.u, kol saatı gibi otantizm dışı modernite kullanılırsa… Başlıkların sarıkları, okul müsâmerelerinde bile olmayan bir-iki simli kordela ile kartonvâri uyduruksa.. Üç etek giysi ve cübbeler, esnâf önlüğü gibi kısacık ve değişik uzunluklardaysa.. Sarı sırma şeritleri gâyr-i ciddi ise.. Sıraların dizilişleri ve sancak - tuğ mevcûdu kötü ve amaçsız-anlamsız sayıda olup, koreografi diye uygulamaları yoksa.. Enstrümanterlerin de, birliktelik ve koreografilerden haberleri yoksa… Oysa, Koreografi; takımın estetiğini-disiplini hâşmetini ortaya koyar. Bilecik mehterinin videosunu int.sitelerinden izlemenizi öneririm: Bakınız, Emir-i Âlem, sıralı komutlarını anons ederken, saplılar saf’ta dizilip, nasıl tavırlar yapıyorlar, nasıl önlerinden geçen mehterânın sırasına göre mehterbaşı asâsıyla yönlendiriyor. Şu kadarcık anlattıklarımı “mehtergörsel” int. sitesinden ( Bkz. sitemizde LİNK verilidir ) izleyiniz de, tüm mehterlerdeki rezillikleri görün… Bilenler: “mehter” değil, “otantik kıyâfetli piyasa çalgıcı takımı” der. Bu konuları kamuyla paylaşmak adına bkz. www.olay07.com ve www.alanyaajans.com arşivi:17.09 2008″ portalları’na “Tarihimizle alay ediliyor” ; “Tarihimizle alay ettirmeyiz/ başlıklı mehter haberi için yazılar gönderdim. Sağolsunlar hemen yayımladılar. Yetişemiyorum her yere… Sizler hiç: “Askerî Mehter”imizin tuğcusu-sancaktarları olsun; saplarını askı tokasına takılı hâlde KONSER/NEVBET SÜRESİNCE âlemin ucu oynamaksızın sâbit bakışlı taş gibi kesilmiş heykel tavrı duruşunu, mehterânın ise coşkulu eser geçerken aslâ kovuklarının oynamadığını, enstrümanterlerin saz hizaları, ve koreografi uygulayışı adetâ makine kolu ritm’i gibi düzgünlüğü kolladıklarını farketmiyor- musunuz !?.. S i v i l mehterlerimizin sırtlarına; Askerî Mehter’imizden, farklı yükler mi yükleniyor ki, gâyr-i ciddîlik, sululuk, çevresiyle - tanışlarıyla - sıra arkadaşıyla yılışmalar - sigaralar içmeler - laubali oturuşlar - tavır-duruşlar.. Mehter görevdeyken; ne, ananı – ne, dananı – karını – kardeşini – babanı – hocanı - ustanı.. kimseyi tanımayacaksın; say ki hiç bilinmediğin yabancı kenttesin!… Kıyâfetli olduğun sürece ‘mizânsen de olsa’ emir-komuta zincirine riâyet edeceksin. Su-sigara molası-otur-kalk hep komutla yapılıp-uygunanlır .. Takımca serbest yürüyüşler dahi, halkla (sivillerle) ilişkisiz, az sesli de olsa mutlâka davul-çalpara temposu ile takım görüntüsü ciddiyeti bozulmadan yürünmelidir.. Bunlarsız olunca çoğu mehterimizde ciddiyetsizlik hak’getire…
Saplılar; mutlâka Askerî Mehter’imizin “dirsek çekme” yöntemli olan o güzel yürüyüşünü yapmalılar ; çünkü, ne kabadayı abartılı çayır pehlivanı misâli yürüyüş ne de elleri kelepçeli misâli kabzada tutulu olanı hiç hoş değildir; ve ki,
vakûr görüntü vermek için, ceberrut – asık suratlı da olmayacaksın, yüzün sünnet-i seniyye-vücûdunun en ucuz ama en makbûl zikri olan; “mütebessim” aydınlık-sevecen ifâdeli olacaksın.. Arkadaşlarınla kakışıp-lâflamayacaksın. ilâ.
..Çalıştırdığım MEHTERLERİN diğerleriyle KARŞILAŞTIRILMASI hk.:
..Mesajda sorulanların içinde en önemlisi olanı, ve beni ayrıcalıklı kılan soru:
Bu soruyu sâdece mesaj sâhibi sormuş saymayınız; Niye mi ? Anlatalım:
Çalışmalarımız ilerleyipte, öğrendiklerini diğer mehterlerle mukâyese edip; “hocam şu-şu mehterler sizin öğrettiğiniz gibi yapmıyorlar” demeleri yok mu !?
Özellikle “Askerî mehter”imizi karşılaştırmaları…
Neymiş: Onların SAPLILARI (..sancak-tuğ sapları ve taşıyanlar için tâbirdir.) sağ el ile taşıyorlarmış. Biz niye sol el ile taşımaktaymışız ?… Anlatalım:
1) O resmii, hele ki askeriye… Yâni; “emir, keser demir!” mantığı geçerli…
Zamanında koreografisini düzenleyen ilgili subaylar; ( sanırım masa başında belli ki pratik yapılmaksızın yazmışlar kuralları ) bizim geleneğimizden değil de orta çağ şato şovölyelerinin ve askerlerinin geleneğinde olan; uzun mızraklarla atlı ve zırhlı olarak yaptıkları düolle dönemi savaşçılarının mızrak-bayrak-vb. sap tutuş târzını “İç Hizmet Yönetmeliğ”ine koymuşlar. Bu hatâdıııır biiir. Oysa, bakınız şu an okulların ve yine ordumuzun bayrak tutuşları gelenevî olanıdır; yâni, ortadadır. Bizdeki bacak’arası sol iç yanına sap tokası gelir. ( Askerî Mehter’inkinin askı tokası sağ yan dıştadır dolayısıyla ..yanlış olarak.. yandan dimdik tutulur.)
Gelelim sağ-sol el ile tutmanın hangisi olmalıdır “mantıklıdır” konusuna:
Askerî mehter’imizin saplıları; sapı sağ ile tutmaları niçin yanlıştır..komiktir..alaylıktır ?…
Bele sarılı pusatlık/silahlık üzerinde takılı zamanın silahları ve kabzeleri kullanım bakımından normal olanı sağ el sâhiplenecek târzda sağ yana yatık sokulu olur değil mi ? Eeee, hâdi bakalım, sağ elle sapı tutuyorsun; var’say ki silâhını kullanman gerekecek; hadi bakalım: ÇEEEEEK silahını sol elinle !?!.. Çekemezsin değil mi ?… Ammaaa, bu gösteri(ş) amaçlı diye de diyemezsin!..
Gösterilerin amacı; gerçeği, olduğunca-olabildiğince “dejenere etmeksizin” yansıtmaktır; hele bu, otantizm’i, geleneği, folklörü, töreyi temsîl ediyorsa…
Estetik ve görünüm için, heleki turistleri bile kıs-kıs güldürecek saçmalıkları
uygulatmak amaç olmamalıdır!.. Yine bir saçmalık da; kalkanın, sırtta aksesuar gibi taşınmasıdır!?! Muhafız dediğin; “Yakın Korumadır” yâni, zaruriten kalkan elde olmalıdır.
Yâni görüyorsunuz; hiçbir mehterin sâhiplenemeyeceği disiplin-yetişkin kadro, enstrüman bolluğu-çalışma ortamı-repertuar-bilgi-belge-rant kaynak- imkân –donanım sâhipliğine hâiz medâr-ı iftihârımız protokol mehterimiz dahi, şu konuda da kesin hatâlıdır iiiikkkkiiiii.. Askerî Mehter’imizin birkaç çeşit daha defolarını sıralayabilirim… Yeter ki geleneğimize-otantiğimize saygılı hâl konumuna hatâlardan dönülsün… Milletimin yüz akı, medar-ı iftihârımız, protokol mehterimiz, mehterlere refereans/örnek ise; lütfen Gn. Kur. Bşk.lığı ilgili departmanı, bir an önce “trompetleri otantizme uyduruşu kadar bile olsa’ ilgilenmelidir. Çünkü, Askerî Mehter’ciler ne yapsın?… Beni tanıyanları da var, tanımayanları da, ama bir şekilde bu yapıcı tenkitlerimi öğreniyorlar. Bu âlp kardeşlerimiz de, eleştirdiğim yanlışlıkların uygulanışından üzülüyorlardır; ama, hıyayarşiden ses çıkaramıyorlar… Ben’se hem sivil olarak, hem de birikimlerim nedeniyle, ve dahi, abartı olmasın ama, mutfağı-atölyesi kitabını yazanı olarak, sesimi ayyûka çıkmacasına yükseltebilirim; misyon şiârımca yükseltmeliyim de!
Bu anlatılar, benim söylemimde de, eylemimde de hep süreklilik hâlindedir; hattâ ki, buraya yazmağa sığdıramayacağım daha nice önemsenmesi gerekli konu(m)ları özenle dikkâte alarak; kurduğum, çalıştırdığım mehterlere öğretip, uygulattığımdan şüpheniz olmasın. O hâlde; ayrıldığım mehterlerde, daha sonraları oluş(turul)an değişimliklerden - gâyr-i ciddiliklerden, nasıl sorumlu olurum ki ?..
Ben ki: “BİLGİNİN ZEKÂTI; BİLGİYİ PAYLAŞMAKTIR” kutsî sözünü, ilke edinmişim, bilgi esirgemem! Bilgi birikimlerimi esirgeyip paraya tâhvili düşünseydim bu int. sitemde, tüm MEHTER sitelerindeki gibi BASMA KALIP-KOPYA AKTARMALI klasik bilgileri koymakla yetinir, hiçbir mehter sitelerinde bulunmayan bu bilgileri fâş etmez; işim için saklar, PARAGÖZ’lüğü yeğlerdim…
Bu fâkir; mehterler hakkında veremeyeceği cevâp, yok denilecek kadar birikimlidir; yeter ki bol-bol sorularla konuşturula… Hâ şu da biline: Acîz olduğumuz durumlarda “daha bilene” öğrencilikten şeref duyarım.
..Velhâsılı: Mehterlerin dejenere-yozlaş(tırıl)mış-alaylık konu(m)ları ile ilgili her fırsatta haykıracağım; kimse alınmasın!.. İşte, E.P.Kutuma gelen bu mesajı cevaplarken, aynı günlerde; üstte int. adresini verdiğim Antalya ve Alanya site haberlerindeki vâhim konum “animatörlerin para hırsıyla animasyon, vb.i mehterlerle ilintili /Târihimizle alay ediyorlar” ..aynıyla vâkidir de; sânki yukarıdan beri eleştirdiğim ’söz de’ mehterlerin yozlaşılığına ne buyrulunur !?!..
D) Herbir maddesi sayfalarca bilgilere hâiz irdeleniş maddeleri:
1) Mehterleri (..ve de, kılıç-kalkan takımlarını da ) olması gerektiği ciddiyetle kurulmasının ne kadar önemli olduğuna…
2) Mehter(hâne)leri, ne den’li önemseyip; bilinçli ve tecrübelere dayanaraktan oluşturmayı amaçlarken, ancak sağlanılabilen(!) imkânlar(ın)ca kurduğuma…
3) Ayrıldığım mehterde genellikle ( hoca ağırlık fonksiyonu(m) kalmayınca ) giderek disiplin, ciddiyet, eser üretimi, vb. performans azalmasına…
4) Mehterlerde; tatmin edici ücret yerine, verilene gönüllü râzı olunuş, heves geçtikten sonra eleman devâmiyetinin azalmasına…
5) Görev kadrosu kurulamadığı hâllerde; zorunlu ve zorlukla bulunan mevcût acemiler(!) takıma alınmasından, görevlerde doğal deformasyon oluşuna…
6) Takım kurulurken, yöneticilerin eski mehterci-yeni mehterci, hatır-gönül kayırıcılığı ile hak yemeleri olgusuna…
7) Özellikle nefesli (trompet-kaba zurna) sazların solfejli çalabilenlerin “ya da hocası” zor bulunur olunmasına…
Gelen yeni hocanın, kendisini kabul ettirmesi için, giden hocanın oluşturduğu düzenini, dönüştürme hırsına…
9) Takım içinde dayatıcı-dayanışmalı gruplaşmaların zuhuruna…
10) Takım; yeterince eser üretememesi, yeterince ünlenememesi, gerekli ilân, reklam-girişim yapılmaması, parasızlık gibi nedenlerle sık görev alamayışına…
11) Mâalesef bâzı yöneticilerinin; koltuk-ün sevdâsı, adetâ: ‘mehterhâne değil menfaathâne’ ilkeli saltanatlarının sür’devâmına…
Üste aklıma geldiğince sıraladığım olumsuzluklara teşne verileri belirttikten sonra şimdi de BUNCA ELEŞTİRİLERE MUHATAP OLAN TARAFLARI SIRALAYALIM:
a) Sn. Erdoğan AKTAŞ’ın ricâsınca; yurt dışı mehterleri kastederek (..özellikle yurt dışındakiler…) ifâdesi dâhil, bu minvâl üzere daha çok söyleyecekleri ile…
b) “MEHTERCİ” adlı sn. mesaj sâhibinin sorularından odaklandığım; kişiliğimin,birikimlerimin, çalıştırıcılığım hk.da mesâjı, ve ki, benzerî mesaj sâhipleri de…
c) Haklarına düşecek eleştiri paylarını kabûllenmek konumundaki; animatörler ve dandik(!) zûl hâlli mehterler de..
d) Kendilerini MEHTER bilen-sayan ünlü-ünsüz tüm mehterlerimizin bunca hak ettikleri tenkitlerin muhâtaplılığı ile
e) Ve dahi, “Askerî Mehter”imiz ile, “Kültür Bak.lığı Mehteri”nin örn. “sancaklar tablada dikili(!)” ; hele-hele int. portallarından birinde tenkit ettiğim gibi; “o nasıl öyle kalafaklara destar sarmak öyle !?!… Kalafak başlığın ön alın hizâsınca o sargı öyle sigara böreği gibi dürük dar değil, bilakis sargı enince düzgün kelebekvâri katlanaraktan, alın hizâzından dikine sorguç olarak tam tepe daire teyetine gizli toplu iğne ile tutturulması gerekirken, (bakınız, Osmanlı kıyâfetleri başlıklarında aslâ rastlanmayan uydurma şekliyle) yandan kulağa yakın sarığın sorgucunun oluşturulması , devlet eliyle otantizmin içine edilmesi değil de yâ nedir?..” İlgili efendiler: Otantizm ve folklörik uygulamalar objelerin kalıcılığıyla kâimdir; uydurmalarla değiştirilmesiyle, ‘ben yaptım oldu’ safsatasıyla aslâ değil!… Bu vb. nice hatâların yapılmaması ve yapılanlarınsa tez düzeltilmesiyle hatâlılıklarının telâfisi gerekir.
f) Askeri sınıf bandolardaki değil ama, izci faaliyetlerindeki kuramlar kadar mehterlerarası birlikteliğinin sağlanılamamasından hâsıl keşmekeşlikleriyle…
g) Onca konuşur-yazarım, kitabı “basıma hazır” olanı, ençok takım kuranıyım, ama, Turizm ve Kültür Bakanlığınca, veya ilgili mercîlerce hiç sorulmayışımla…
(..Bu son satır; sanırım reklama kaçtı, ama en azından bilmeyen-duymayan ilgililere-hayırseverlere bir tür göndermedir…)
h) Üstte (g) şıkkında, altta izâhı yapılan kitabın mümkünken basımına ilgisizlik.
Ve bu maddelerle örtüşen, ilgililer olarak hepimizi; kendince, H A K L I çıkaracak “Nasreddin Hoca’ımızın o ünlü bilinen “herkes haklı” fıkrası ile tatlıya bağlayalım; ama, bu kadar bilgilenmeyi de lütfen değerlendirelim…
Tenkitler / eleştiriler yapıcı ise, mutlâka yararlanılması erdemlik gereğidir.
..Bendeniz münekkitlik/eleştirmenlik yaparken üstelik birikimlerimi paylaştım…
Şimdi de; bu uzun yazıya neden olan muhâtaplarıma cevâp sırası geldi…
- Sn. Erdoğan AKTAŞ başkanım: “-Hocam, siz o yazıyı çıkarmamışsınız ki; bilâkis 3-4 kez arttırmışsınız, oldu mu yâ ?” Dediğini duyar gibiyim, ama varsın olsun, sebep olundu da şunca açıklamalar yapılmış olundu… Hatırlarsın herhâlde; birlikte çalıştığımız arkadaşlarla olsun, beni tanımayıp da, tanışabilme olanağı ortamı bulacak takım mensupları için olsun, hepsiyle kucaklaşmak bakımından, 2007 yılı Kayseri /Tekiryayla şenliklerine tâ Bielefeld’ten mehteri getirerek “gerçekleşirse” beni onore etmek adına, mehterin başında çıkmamı ricâ etmiştin.
Sözümüz üzere o târihte Tekiryayla’da buluştuk kucaklaştık hasret giderdik, takımın gelemeyişinin nedenlerini izâh etmiştin… Şimdi bunları niye-niçin mi yazıyorum. Şundan dolayı: Mehter kültürü dâiresinde; hapishane, yurt, hastane, askerlik, iş, gezi, vb. ortamlarda oluşan kuvvetli arkadaşlıklar gibi, mehterciler arasında da öğrenilmesi ve uygulanması içindir… Buradan da şuraya gelmek istiyorum: Mehterciler birbirleriyle dost olmalılar, dostluklarını oluşturmalılar, mehterler takımları arası “kardeş ‘kent’ mehter” geleneği sürdürmelidirler…
“MEHTERCİ” adlı mesaj sâhibi kardeş: Futbolun kuralları vardır uyulur… Ama, forması-malzemesi, ‘bâzen de olsa’ değiştirilmesi, kurallarıyla futbolun oynanmasını engellemez… İşte, benim kurduğum takımlarda; üstte değindiğim gibi, gerek Askerî mehter’imizden, gerekse araştırmacılığım-tecrübelerim verisi sivil mehterlerin geleneklere tâbi müşterek ya da en gerekirli yönlerini der-dest ederek oluşturduğum “kurallar” uygulamalarını tatbik etmekteyim; ama, ardım sıra gelenler, veya hiç ilişkim olmayan mehterler sâdece kurallar dışı, “forma ve lâzımeleri” değiştirmiyorlar ki ?..
E) - S A V : ( Kişisel değil, “mefkûre-misyon adamı” olmamız gereğidir )
Mesajı gönderen sn. kardeşim, beni tanıyan tanır; tanımayanlara derim ki:
“İŞİ ERBÂBINA VERİNİZ” kûtsî sözü, sermâye edeni de oluyorsam; tâbiiki Ulu Allah’ımızın(cc) izniyle de yurtiçi-dışı kurulacak mehterlere de, faaliyette olanlara da, mümkün olduğunca ÜCRETSİZ hizmet vermeyi şiâr edinmişsem; bunun neresi: İş-Tezgâh-Pazar-Rant amaçlıdır ki !?!.. Mefkûre-Misyonel kişiliğim nedeniyle; emeğimi, mümkün olduğunca ÜCRETSİZ sürdürmeye râğmen; mâalesef kibirleri, gururları, hele ki çok bilmişlikleri nedeninden, hizmetimi tâlep etmiyorlarsa, yine de yararlanılsın diye, SANAL siteler’arası bilgi iletişimi çabam suç mu !?…
(..Bkz. bâzı sanal linklerde “-Sanki mehterci dede; yalvar-yakar kendisine pazarlar -reklam imkânı sağlıyor” sanılırcasına, hizmete tâlip teklif yazılarım çoğalıyorsa, bu demek midir ki, para’gözüm ?…
İrdelediğim, savladığım, tenkit ettiğim, medh ettiğim konu(m)ları itibâriyle, ben ayrıldıktan sonra onca emek verdiğim mehterlerini değişime uğratıyorsalar dolayısıyla da acımasız buldukları eleştirilerime teşekkür edileceğine, veryansın etmeyi yeğliyorsalar, çok gerekmedikçe de duymazlıktan geldiğim nice dedi-koduları kaale almıyorsam, elimde tek iletişim kaynağım bu int sitemi bile, gâye bildiğim mefkûre/misyonel gereklilik için kullanmağa çaba gösteriyorsam, tüm bunca iyi niyetliliklerimin karşılığı olarak, ardniyelilikleri hak ediyor muyum ?…
Mehterlerden ayrılış sonrası değişim(!), beni rahatsız etse de üzse de ne yapabilirim !?…
Ama herşeye râğmen, erdem hâsletli bâzı mehter yöneticilerimizden, kararlılık içinde uygulattıklarımı sürdürenler de, yok değil… Onlara da; “mehter kültürü” ve “mehter misyonu” adına bu vesile ile teşekkürlerimi bir borç, takdîrlerimi de bir yorgunluk dinlenimi telâkki ederim.
F) - “TEMENNÎLER” Hâni var ya! Turizm ve Kültür Bakanlığı yetkisiyle şöyle bir müfettiş göreviyle mehterleri bir denetlesem (İnt. portallarındakilerden de beterleri çıkacağı muhakkaktır) en kendisine güvenen ünlü mehterleri dahi ne kadar tolera etsen, sanırım sâdece o tolerans gösterdiklerimi “iyileştirerek” yüz akımız hâli olabilecek ancak 2-3 mehter çıkabilir… Amma bakınız sivil kuruluş olan onca GAYDA TAKIMLARINA birden fazla takım bir araya geldiklerinde hemen majör’lerden birinin komutasında pür ciddiyet ve tam uyumluluk görülür… Peki, ya, bizim mehterlerimizden birkaçı (aralarında çalışmadan) birlikte program yapabilirler mi !?!…
-ÇÂRE: Sık-sık değindiğim: “Türklüğe MAYA: Mehter ; Kılıç Kalkan ; Atlı-Cirit + Repertuar” toplam 600 sf.lık, cep boyutlu konuları ilintili hiçbir kitaplarda bulunmayan içerikleriyle dolu, çalıştırmalar, koreografiler, kültürel bilgiler, lâzımelerin üretiliş resimleri-izâhları olan bu kitabı, maddiyâtsızlıktan bastıramayışım, aynı zamanda bu engin kültür, gelenek uygulamalarının da kayd-ı rapt-ı zapt altına alınamamasından, gelecekte nesillere de yapılan en büyük kötülük olacaktır… Bizler, bu işlere başladığımızda; işin.. ne ustaları, ne dükkânları, ne bilgilileri, ne kitapları, ne örnekleri, ne malzemeleri, ne objeleri olmayışından çektiğimiz sıkıntıları çok yaşadık dı…
İşte bu kitap, nesiller boyu kalıcılığı sağlamaya da amaçlıdır…
Altta (G) şıkkımızda “Anekdot” içeriğinde verilen tek örnekten bile, kitabın otantizm-gelenevî değeri bakımından kıymet-i hârbiyesi saptanabilir…
Heyhât!
Belediyeler, Özel İdâreler, Kültür Bakanlığı, MEB. Gn.Kurmay Bşk.lığı, tüm Üniversiteler, kültürel hizmet sunan ünlü firmalar-bankalar, ilâ. Sözüm Siz sn Erkâna: Adımızın önünde akademik titr olmayınca, kulisimizi yapan olmayınca, paramız olmayınca bu kitabı “yayın dizileri içinde” bastırtmak mümkün olamadı o kadar uğraşmama rağmen… Amma ilgili Bakanlıklarda, Gn. Müdürlüklerde, Belediyelerde reklam amaçlı içeriği eften-püften bol kodaman resimleriyle dolu basım harcayışına para bulunuyor; çünkü kişilerin propagandaları için elzemdir Amma! Vergilerimizden toplanan paralardan “har vurup-harman savuranlarca” hesabının sorumsuzlarına(!); elimde, “kurduğum mehterler için” rehber-klavuz amaçlı fotokopi çoğaltımı ‘prototip’ kitabımın yayımlanmasının ne den’li önemini dillendirip huzurlarına sununca, dilleri tutuluyor, türlü bahânelere sığınılıyor… Buyrun bir kanıt örn. : Google: Mehterci dede tıklatıp, gelen parametrelerde “AKŞAM GAZETESİ gündem: soğuk buluşma” seçeneğini tıkladın, bu kitap için ne uğraşlar verdiğimle, ne sözler verildiğiyle ilgili hâzin bir örnek bulacaksınız … Çarıklı – alaylı efrâdını belgesel, akademik ünvân kaynağı diye kullananlar, çarıklının-alaylının kitabını muteber etmeyecekler… Oysa bu kitaba şöyle bir göz atanların hemfikir olmacasına: “- Bu kitabınızın sâdece bâzı bölümleri dahi, akedemik unvan kazanımı için yeterlidir” demedeler…
Bir dönemler; ısrarla-heyecanla- hizmet ve misyon gereği koşturdum durdum… Gâli yorgun savaşçı gibiyim… Fakat şu da iyi biline ki: O vakitler başvurduğum mercî-makâm kişilerinden kim(ler) önemsemediyse, “mehterleri kapsadığından” belli ki; ünlü “mehterlere yamukluk yapanlar yamulurlar; bir şekilde katkıda bulunanlar ihyâ olurlar!” deyişim üzere “mehter lâneti”ne uğrayıp, işlerini ve ünvânlarını yitirenler oldu…
Şimdi konuyu açmamın sebebi: Belki, yeni duyulacak olur da; üstteki kurumlardan, şirketlerden, bir ya da bir-kaç hayırsever birleşmesiyle, veya mehter takımlarımızın duyarlılığıyla müşterek veya tek takım katkılarıyla; bu kitap gün yüzüne çıkar… Ve, o zaman da: Bütün sivil mehterlerimiz, kılıç-kalkan takımlarımız, atlı-cirit meraklılarımız; tüm ilgili portallardaki klasik kopya bilgiler dışında, bir rehber kaynak kitaptan bilgilenerek hepimizin memnun kalacağı yönetmelik benzeri uygulayışlarla tek-tip birlikteliğine uyulması sonucu; bu adetâ MAKALEYE dönen yazımızın içeriğinde olan-olmayan nice yakınmalarımız bitecektir. Sâdece ifâ gereği ilgililere değil, ilgisiz olanlara da kültürel bilgiler olarak, hem ki nesiller boyu gerekebilecektir.
G) - “Kitap ilgili bir anekdot (Hey! “Mehterân-ı Eyüp” takımı kurucularından sn. Osman SAK ve arkadaşları! Evimize gelip, zırhlı giysi sipârişi sohbetimizin sırasında bu kitabın yerdeki printer çıktılarını istemiştiniz, vermiştim. Verdiğim sayfalarda; o günlerde İLK canlandırıcısı formülize edici olduğumdan tek üretici olduğumuz çelik halkacıklardan örülen zırhlı giysilerin müsveddeleriydi… Şakalaştık dı… “-Al.. al.. bak çok önemli sayfalar o aldıkların… Halka örgü formülleri.. Organize eder, tezgâh kurdurur üretirsiniz, ben yetişemiyorum…” Demiştim. Nitekim, ben 2 takım giysiyi teslim ettiğim sürece sizler ‘Mâaşallah!’ şakalaştığımızı gerçeğe döndürmüş, 6 takım giysi üretip takıma giydirmiş, o gündür-bu gündür, elimden mesleği kaçırmış(!) hâlde Maaşallah tüm ihtiyâcı olan mehterlere zırhlı giysiyi tedarik edeni olmuştunuz… İstanbul’a bir Cuma gösterisinde geldiğimde de 6 zırhlı giysiyi görünce; uğradığınız o sıkıntılı hâlden kurtarmak için: “-Oooo, aman ne iyi, kitabımız basıldığında nasıl olsa fâş olacaktı bu zırhlı meslek sırrımız. Kızmadım, bilâkis memnun oldum; çünkü, kitap basılmadı ama, içerdiği lâzımeler imâlât anlatıları için faydalı olması, beni mutlu etti.” Diyerek, rahatlatmıştım…
Bu “anekdot”u yazışımın sebebi “HAK teslîmi” diye bir erdemliğin gereğidir; aldığımız duyumlar üzere, zırhlı giysileri İLK canlandırıcı formülize edeni bulanı diye, İstanbul üreticileri yiğitleniyor olmaları… “DESTÛR! EDEP YÂ HÛ!”
Ekmek sağlayana nankörlüğün, sonu iyi getirmez, biline…
Sn. Osman SAK evimizde şöyle bir ifâde de bulunmuştu: “-Ohoo, hocam! Kitap hazırlamaktan çok, kitabı bastırtmak-yayımlamak çok daha zor… Hem, bu kitabı da, henüz baskıya hazır hâle getirmen dahi 2-3 yılı bulur…” deyince; o an, içimden: “hadi be, 2-3 ay da hazırlarım demiştim…” Meğersi, sn. O. SAK tecrübesiyle; moral yıkıcı olmamaya özen gösterip, az dahi zaman ifâdesinde bulunmuş; daha sonra anladım… Gelişmeler şöyle oldu: ( O söylediği, 2-3 yılın önüne 1 koyduk yâni; 12 – 13 yıl geçti.. Sürekli mehter kurmağa gitmemden, ve de çalıştırmalar sürecinde koreografi tavır hareketlerindeki nice hatâların olgunlaşmış hâllerini, ya da, ilgili kültürel bilgi bulgularını sil-yaz güncelleştiriş işlemleri çıkması, ve de yeterince zaman ayıramam, nerdeyse 15 yıla yaklaştı… Belki de basılmaması, basılmasından daha iyi oldu, içeriği bakımından… Hani sonraki baskılar, ya da, baskılar arası farklılıklar olmayacağı için sanırım bunca gecikmelerde bir hayır vardır, diye teselli buluyorum… Yine de, yâ nâsip!
İ) - “Kitap yayımlanır da, amaç için “resmii prosüdür” kâbul edilirse:
İsim vermesem de, kendini int. portallarında zâten ilân eden bir ünlenmiş mehterimiz güyâ: “KALİTE BELGESİ OLAN TEK MEHTER” duyurusu yaparaktan, tüm mehter borsası ilintili portallarda reklam bombardımanına tutmuş… İyi , tutmuş da, şu kadarcığını yazabildiğim konuların acaba kaçına ‘okey’ler, kaçına ‘okey’leyemez… Kalite Belgesi’ni düzenleyen o kuruluş, acaba ne derece de bu bilgilere vâkıftır ki ?.. Bendeniz de, sitemde bir ara (..yazılıdır okuyabilirsiniz.) “TSE./ Türk Standartları Enstitüsü” ne gönderme yapıp mehterlerle ilgili “Kalite Belgesi”nin olamayacağını; Atlı-Cirit vb. uğraşlarda uygulana’geldiği gibi YÖNETMELİK olmasına vurgu yapmıştım. Çünkü; hem mehterlere, hem de kılıç-kalkan takımlarına, nisbeten de Atlı-Cirit takımlarına elzem ( hattâ tabir câizse: A’dan Z’ye nesillere de intikâl edecek değerlilikte) her gereksinimlerine hâvi yoğun bilgilerle donanmış; bilâhare, cümle takımların yakınışlarını ortadan kaldırıp müşterek birlikteliğinin oluşması için gerekli fonksiyonu sağlayabilecek adetâ REHBER/Yönetmelik gibi addedilebileceğini değinmiştim.
Mehter ve kılıç-kalkan takımlarımızın böylesine dağınıklığı ve yakınmaları sebepsiz mi !?.. Çünkü ellerinde bilgilenecekleri bilgiler yoğunluklu rehber kitap olmayınca, doğal olarak; bile’bildiklerini, yakıştırmalarını, ya da yanlışlarla dolu kopya ettikleri mehterleri uyarlayacaklar… Peki kim kabahatlı ? İşte teşhis! ; ..Ve işte reçetesi! ; ..Ve de işte tedâvisi!..
Sn. resmii -sivil -tüzel, ilgili zevâta: “15 senedir” Arz olunur…
J) - S o n u ç
Şimdi şu tesbiti yapabiliriz artık:
Demek ki; tüm mehterlerin; sıkıntıları-zorlukları bahâne ettikleri haklı tarafları kabûl edilebilir… Kabûl edilemez olan bu anlattıklarımdır; yâni, umursamazlık – gâyretsizlik – ‘adam sen de’cilik –bilgisizlik - para getirsinde, gerekirlilileri koyver gitsin!.. Boşvericilik – ciddîyetsizlik - vb. bu olguları hâlletmek zor mudur !?!…
Demek i: Bu olguların sağlanması için: Ne para, ne pul, ne de malzeme-lâzıme, ne de mekân-ortam gereklidir…
Beyler şunu ilke edininiz: Hep söylerim, Mehterler gösterilik kıyâfetlerini kuşandıkları andan itibâren; hem kendi itibârlarını, hem de tüm mehterlerin itibârlarını misyon adına temsîl ederler…
Askerî Mehter’imiz için: İşte onlar, asker-mecbur-disiplin emir-falan-filân diye, sivil mehterlerimizin içine etmeyiniz…
..Onlarda insan oğlu, sizlerde…
Mehterler; varyete-çalgı-şov takımı değildir, iyi biline!…
Bendenizin şu kadarcık anlatılarından sonra her kim ki bu yazılarımı (daha teferruatlısını portalımı) okuduğunda; artık daha bilinçli olarak tüm mehterleri gözlemleyip değerlendirmeğe tâbi tutabilir kıvamda saymalıdırlar kendilerini…
DOLAYISIYLA DA: Lütfen bu kadarcık bilgi edinimlerinizle dahi, gözlemlediğiniz tüm mehterleri, bilinçli yapıcı tenkitlerinizle usanmadan-yılmadan yapmalısınız.
Şâyet yaparsanız: Bu halkımızın; bir tür gelenevi, hamâsî, kültürel gâyeler için otokontrolü sayılacaktır… Mehterlerimiz de, (Kılıç-Kalkan Ekipleri de dâhilen) halkın vereceği bilinçli tepkilerden, mecbûren iyileşmelere yöneleceklerdir…
Bahsettiğim REHBER / Yönetmelik addedilecek kitab(ım) uygulanması ile; “ancak” tüm mehter, kılıç-kalkan takımlarında oluşacak birliktelik mümkündür… ..Ama velâkin… ömre endeksli gâyretimize “tık” ses alamadık gitti…
“Ümitsiz olmayın!” Âyet-i Kerîmesi önemiyle ısrârımdan vazgeçmeyeceğim!
Bir mesajın bu cevâbî anlatıları sunumumda:
- Gerek ap’açık sorulanlar olarak
- Gerek gizli amaçlı sorulduğu olasılığı yönüne de
- Gerek soruların-soruları çağrışıları bakımından
_ Gerek “kendimce “işkillenip” SAV dâhil, açınımlar yaparak
aîdi anlatılarım burada bitmiştir. En derûnî muhabbetlerimle. m.dd.