Mehter|Mehterci Dede

11 Nisan 2008

Hamâsiyât "aidî tâkdîmi" metîn-şiir sunuşu hk.

Kategori: a) Hamâsiyât Konuları — mdd @ 22:08

Ö N S Ö Z :
Milletcek ç o ğ u m u z u n kanaatı odur ki; toy-bayram-seyrân-aktivite vd. etkinlilerde, hamâsiyâtla ilgili atmosfer(ler)i en âlâca mizânsene eden; M E H T E R , K I L I Ç - K A L K A N gösterisi takımları; “bilinçli i f â edildiğinde” dünyânın en emsâlsiz gösterileridir.
NEDENİ; yine çoğunluğun hemfikiren söylemlerine göre: Seyrân edenleri; hayâl gücü nisbetince, sanki “Zaman Tüneli“ne girmişte, tâ o dönemleri yaşarcasına dalarak-gittiği rûh hâli ile, hamâsîyât dolu
hissiyâtlılık konstrasyonuna sok(tur)abiliyor olması, ya da, öylesi çağrıştırıcı hissiyâtları esinlettirmesi…
Hele ki; tıpkı yemeğin tuzu-biberi mesâbesinde, o gösterileri daha da heyecanlı kılacak konu ilintili hamâsî şiirleri de okuyarak, hikâyelerini-öykülerini kısacık sunarak, o program(lar) ifâ edilirse…
İşte o ân tam bir
târihi esintiler programına dönüşüveririr o esnâda hissiyâtlarının düğmesine basmış olanlar için…

ÖNSÖZ konumuzun ANA TEMÂSI: Folklör takımları olsun, hamâsiyât gösteriler takımları olsun, (b)ilgililerin , gösterilerdeki bölümler ile tavır - târz - figür - ciddiyet anlamlarının ne ifâ(de) ettiğine dâir, ya konuşmama özürlüleri ya da çok gevezeleri durumuna bürünmüş olmalarıdır…Bu hususta sırf/sâdece atlı-cirit gösterilerinde galeyâna
getirici koşma, yiğitleyiş târzı şiirvâri yöre lehçeli söylemlerini ve de müsâbaka puan kazanış-kaybediş hâli bildirilerini istisnâ tutarsak, mâalesef tüm takımlar, haldır-huldur, güm-güm, lây-lây-lom (..hele hele otantizmin içine edilen hızlandırılmış(!) ritimler ile uyduruk-kaydırık gerçek dışı folklörik diye yapılmış giysili..) saçmalıklar furyasıyla sürdürülüyor olması çok ama çok üzücüdür…

..BU TESBİTİMİZDEN BİZİ İLGİLENDİREN; MEHTER, KILIÇ-KALKAN TAKIMLARI İLE,İLGİLİ PROGRAM SUNUŞLARINDAKİ “takdîmler-izâhlar, şiirler” hususunun irdelenmesi - bilinçlendirilmesi, ve ifâ(de) edilişi hakkındadır; ve ki şimdi de bu hususlarda bilgilendirelim:

Hamâsi gösteriler sürecince “tâkdimler, izâhatlar, şiirler, vb.i” hitâplar; programa, heyecân-duygu katmak için çok-çok elzemidir.
Çünkü, “seyrân edenleri-ettirenleri” birbirlerine coşku-heyecân “..ya da, a ğ ı t l ı icrâalarda da hüzün-yeis..” hissiyâtlarını tek bir vücûtmuşcasına birlikte bütünleştirip, birbirlerini hamâsî duygu ve duyarlılık gazına(!) getirecek, adetâ ‘olmazsa olmaz!’ kadar önemi olan öylesi târzda hitâbet sunuşları zarûret derecesinde gereklidir.

GÖSTERİ TAKIMLARININ, söylem eylem bab’ında yaptıkları her tür tasvîrlerin sunu(ş)ları ne kadar ‘yapmacıktan uzak’ gerçekliliği çağrıştırırsa; başarı-beğeni nisbeti o derecede âlâ sayılacağı gibi işte o konu(m)larıyla ilgili yazzılan veyâ
seçilen nezih şiirler-metinler de yerine göre oku(nu)rsalar sunulan hamâsî komposizyon; o ortamın daha da mükemel
oluşmasını tetikler. Öylesi tetiklenmenin sağlanması içinse
’sunucular’ kadar, ‘metin-şiir sözleri’ SEÇİMİNİN ciddîce
u y u m l u l u ğ u da çok ama pek çok önemlidir…
..Evet, ” -NEYMİŞ ? ” ” …. metîn ve şiir U Y U M L U L U Ğ U…”

Buradan şuraya gelmek istiyorum: Hamâsiyât ortamlı nice etkinliklerde genellikle, üstâdların şiirlerinden aidî bölümlerin, en uyumlulularını(!) alıntılayarak hitâplarda bulunulması teâmül hâline geldiğini biliyoruz… Bunlar ise bâzen: “- Eh işte” , bâzen de: “-NE ALÂKAYA MAYDONOZ !?!” dedirtir seçilmişlikleriyle(!!!) sırf sıra savmaklık, lakâytlıkla olmuyor değil… O sunucu; program gereği hitâpları için, ilgili litaretür’ü taramaya vakit bulamayabilir, kendince bir çok haklı nedenleri olabilir… (..Buraya bir “ mim” koyalım…) Hamâsi tasvîrlerin tahâyyül odaklanmalarına en etken ivme kazandıracak şiirler, metinler; anlam - çoşku - hüzün gibi hissîyâtlı olgulara tercümân olabilmesi için bir önemli husus da ’sunucuları’ kadar, o metinleri ‘YAZANLAR’ dır…
..Evet bir daha diyelim: “-NEYMİŞ ?” “….Y A Z A N L A R I…”

Hamâsiyât tutkunluğunda umutsuz vak’alık kişiliğimle bendeniz ömrümce hamâsiyât işleri-savı-savcılığı yapmayı şiâr edinen / kendiliğinden görev edinen biri olarak; nasıl ki:
Olması lâzım gerektiği gibi takımları kurup ve faaliyeti sağlatıyorsam; ilintili olarak, o duyguları ve heyecânlarını en üst doruklarında tadan, tattıran, yaşayan, yaşattıran bir misyon adamı olarak “birikim-ilhâm-yetenek nâsipliliğiyle” niye olmasın ki ; olması lâzım gerektiği gibi de sunu(ş) ve şiirleri yazmayayım ?…
(eski deyimiyle; bir “mim” daha koyalım.)
..Bunun için’se rehberim olarak belirlediğim merhûm; Mehmet Âkif ERSOY‘u ideâl’vâri irdeleyerek hele merhûmdan
esin-güç-ziyâ-yol edinimlerini benliğimde oluşturduysam!

İ M D İ ( İmdi: Eskilerin deyimiyle, konu açık uçları “ MİM ”leri içeren anlatıların toparlanışı olarak sona yöneliş parantezbaşı mânâsınadır. “ MİM”/ eski yazıda ‘ M’ harfi olup.’konu özüne ileride dönülecek uç’ amacıyla, birtür eski vurgu işâreti olarak deyimsel ifâdedir..) her hâl-u kârda, “sunucular”ın da, “takımın ilgilileri”de, âcil ihtiyâç hâlinde tastamam u y u m l u l u k özeni ile yazdığım o şiirleri-metinleri, takımlarının D E M İ R B A Ş TEKS’LERİ önemliliğiyle takımla birlikte bulundurmaları; olası o sorunlara çâre olmaktan da öte, başarı ivmeside tavan yapacaktır…

Râhmetli, M. ÂKİF ERSOY ‘un, İ R Ş Â T L A R I nesillere şâmil sürecektir İnşâallah. Dolayısıyla, ondan esinlenerek; söylemlerim de ve kitabımda formülize ettiğim şu fikr-î bileşke (tıpkı 3 sacayağı misâli)

HAMÂSİYÂT: ( = Mânevi + Millî + Meziyet = “3M” ) ( M, Baş harfleriyle )

faktörel olgularını da, adetâ yoğun kür yaptırırcasına çoğu şiirlerine teşmîl etmesi /yayması beni kendisine râm etmiştir… Bilhassa onca
muhteşem hamâsî /kahramanlık vurgulu, epik - lirik - didaktik, târzı nice şiir türlerini, sanki kendisi, cephedeki ânlı-şânlı MEHMETCİK’-lerden biriymiş de, nasıl bir hâlet-i rûhiye / hissiyât içersinde olunur imişcesine, öylesi hissîyât hâliyle ilhâm alarak yazdığı sanılıyor… Hattâ sanmaktan da öte, kuvvetle muhtemeldir ki öyledir biliniyor…
Nice atasözlerimizden var ki, şu olanı: “DUVARDAN D Ü Ş E N İ N HÂLİNDEN; DUVARDAN D Ü Ş E N, ANLARMIŞ” ifâdelisinin; müstesnâ-î yorumu ve mesajlı olanıdır; o ilintili hissiyât olgularını anlayabilmek.

HAMÂSİYÂT konu(m)larının söylem-eylem-yazman işini ifâ(de)
eylerken benzerî o hâlet-i rûhiye ahvâlinin benliğimde nasıl tezâhür ettiğini çok iyi hissediyor ve o duygunun bu olduğunu biliyor(d)um…

Râhmetli M. ÂKİF, HAMÂSÎ ŞİİRLERİ ekol olarak oluşturup en iyi başaran edebiyâtçı olarak târihteki mümtâz yerini almıştır. Hür İslâm’i Türk Dünyâsı’nın kutbu sayılanları arasında en iyilerindendir. . Bittâbii ki bendeniz, onun tırnağı olamam. Hâddimi bilirim. O yazdığı şiirleri yazarken kendisinin duçâr ve nâ’çar olduğu o döneminin ortamından psikolojik edinimleri, Allah(cc) vergisi ilhâmları nâsibinden değerler olarak, nasıl kullandıysa; bendeniz de, ömrüme endeksli gibicesine hamâsiyât gösterilerinden bilhâssa mehterler, kılıç-kalkan, birâz da atlı-cirit gibi kahramanlık gösterilerinin hem SÜR’DEVÂMI, ve hem de NESİLLERE İNTİKÂLİ gibi bir misyonu şiâren yükümlenerekten mümkünâtlar olduğunca var gücümle - çabalarımla, imkânlarımla uğraşlar vermeğe gâyret eden bir fâni olarak yaşantımı idâmeye çalışıyorum. Tabii ki gâyretli uğraşlarım boyunca ola ki “ilintili benzerliklerimizi mukâyeselediğimizde(!)” aslâ ve kat’a merhûm üstâd Mehmet ÂKİF ERSOY ile :

- Mefkûre amaçlı yarışmak için değil, esinlenmek ümidiyle
- Şiirleri gücünde yazmak için değil, kendimce şiircikler denemesi umûruyla
- SAFAHÂT kitabı gibi niteliklisini aslâ değil; amma, farklı nicelikliğiyle, konu içerikli “İLK belki de TEK” olan(!) ; “Türklüğe MAYA: Hamâsî Gösteriler; mehter , kılıç-kalkan , atlı-cirit + Repertuarı” adlı mezkûr kitabı hazırlamayla,

..Râhmetli a y r ı k u l v a r d a, ben’se a p’ a y r ı k u l v a r d a
olduğumuz düşünülse dahi, M E F K Û R E L E R İ M İ Z İ N farkksızlığı

a y n ı g â y e l e r i g ü d e r mücâdelelerden belli değil midir?..

..Yâni, NESİLLERE; Safahât’ın MAYA’ladığı mefkûre/ idee-ülkü ve mefhûmlar/kavramlar MAYASI NE İSE; bendeniz, kitabıma ‘AD’ olarak verdiğim üst başlık “ Türklüğe M A Y A ” isminden de anlaşılacağı gibi, tâbir edildiği üzere “ismiyle müsemmâ” M A Y A, aynı mayadır…
..Herhâlde; bira, ekmek, yoğurt, peynir, vb. “maya”ları DEĞİL !..
Sâhi bunları ‘durduk yerde’ niyemi ki yazdım. Esâsında sayfalar dolusu yazılası konulardandır hamâsî hissiyâtlar…
Anımsatıcı evrelerin; gerek temsîl ediliş ânını.. ve gerekse, o târz şiirlerimi yazarken ki ânını.. oku(nu)rken ki ânını.. İNANINIZ LÜTFEN, o hamâsî gösteri türlerinin ifâsı süresince adetâ zaman tüneline girmişte o evreleri bire-bir gibi yaşıyormuşum hissiyâtıyla, S A N K İ bir tür transa geçercesine c e z b e y e kapılırcasına addediyor(d)um; o hülyâdan uyandırlmadıkça çoğu kez kendimi…
Bu öylesine bir duygu anaforu ki: Kâh dolu-dolu çok yoğunluklu ecdâtıma konstrasyonla cihângirlik, mertlik, kahramanlık,, âlplik, tâ! damardan giriyor… Kâh zulüm - acı, gâziyân, şühedâ, vatan parçası kaybı gibi hüzünlü, mersiyeli, ağıtlı ahvâlleriiyle his yumağı hâlinde yürek dağlayıcı burnum sızılı ağlıyorum…

” ..VUR PENÇE-Î ÂL-Î DEKİ, ŞEMŞÎR AŞKINA ; VUR Kİ AÇILSIN BU SURLAR..”
(merhûmlar; söz: Y.K.Beyatlı..Beste: Münir N. Selçuk) o mahûr marş dizeleri duyguları t a v a n yaptırıken.. Bir “YEMEN” , “ÇANAKKALE” “PİLEVNE” vb. ağıtlar, zırıl-zırıl ağlattırırıp, hissiyâtlardaki isyânlılığı ve öfkeyi prangalarcasına t a b a n yaptırıyor…
Mehterlerimizi; hâlisâne hamâsî duyarlılıkla hissetmek sanıldığı gibi herkese özgü olmayabilir… Kezâ, ilintili şiirleri de öyle… Hele,
hele her ikisi birden olunca… Ve de eserlerle ilgili öykü, kıssa, anı, vb. izâhlar da ( mikrofon kurdu!!! olmaksızın…) olursa…

Bu olgunun daha iyi kavranması için bir örnekli anlatı yapalım:
TV. ünlü haber saatı spikerlerinden Sn. Mesut MERTCAN‘nın TGRT’nin anonsörlüğünü sürdürürken o medya ürünü olarak “MEHTER MARŞLARI” ses bantları piyasaya verilmişti… İşte, sn. MERTCAN; o bandlarda takdîm edişleri çokiyi yapmıştı… Bilenler, bilir; bilmeyenler de, mutlaka o ses kayıtlarını edinip, arşivlerinde bulundursunlar… İNT’den de indirebilirsiniz, var. Az anlatayım ki, bu kadar sayfa dolusu ettiğim konu daha iyi anlaşılsın, ve dahi, bu tür aktivite programlarınızda işin bu yönü aslâ ihmâl edilmesin… Mehter, peşrev müzikle arkadan fon icrâa ederken; sn. spiker, o güzel ses rengini, diksiyonu, vurguları, müzik armonisiyle bütünleşip bir sunuşu var ki, sanırsınız, zaman tünelinde o devri, o ortamı yaşıyorsunuz… Şimdi, ben böyle yazarken inanmayanlarınız çoktur; amma, o kaseti - CD.’yi dinlediğiniz zaman, böyle duyguları adetâ yaşarsanız, benim ne demek istediğimi daha iyi anlamış olacasınızdır… Veya, tam aksine “pöh!” vb. nidâsıyla hiçbir şey hissetmeden, öylesine merâkınızı gidereceksiniz…
..Şuraya gelmek istiyorum: Sırf müzik, şiir değil, düz ilintili metinleri de en uyumlu olarak sunuşlar yapabilen ilgililerin; böylesi faaliyetleri sürdüren bütün takımlarda mutlaka “yerindeliği ortamda” bulundurulması -olması elzemdir…
İşte, hamâsî konulardan alanıma giren; mehter ve kılıç-kalkan gösterileri ilintili, hem düz metin, hem de şiir olarak sn. mefkûredaşlarımın yararlanmaları için, en üstten beri, merhûm Mehmet Âkif ‘ i konu içerikli ideâlize örnek edinerekten ilhâmlarla, psiko ortamlarını duyumlamağa, hattâ adetâ yaşarcasına birkaç şiir ve kelâmları SUNU(Ş) amaçlı yazdıysam ve bu tür metinlerin lüzûmu, yerindeliği önemiyle sunulmasının ne kadar özenle gerektiğini EN İYİ BİLEN BİRİ olarak, siz
sn, ilgililere önerdiysem, boşuna değildir… Önerimle de; bir mefkûre - misyon adamı şiârımla bana düşenini yapmış olmanın huzurunu bulmuş oluyorum; ki’ bu yönü beni ilgilendirdiğinden, o da bana yeter. Gerisi de artık ilgililerin vurgu yaptığım değerlendirmeleri idrâk edip, önemseyip uygulamalarına kalıyor…

Bu konu ne kadar çok önemli olduğu kadar, ilintili olarakta şu yönüyle de çok önemlidir… Amman hâ! Sunu(ş)ları; adetâ mikrofon kurdu hâline vardırıp, dönüştürmemelisiniz… Yâni, koskaca takımı; arkanızda tablo-fon yapıp, kendi emelinize, şovunuza, reklâmlara âlet etmemelisiniz, az öz, kısa girdiler şeklinde milleti bıktırmadan gınaa getirmeyecek özen ve dikkati göstererek sunu(ş)ları yap(tırt)-malısınız. ÇÜNKÜ; öylesi türden itici,bıktırıcı, şov’vârice davranışlar, ‘genelde’ H A M Â S İ Y Â T kavramını, işte zelîlce kullanılabilir târz olması yollarını açarak, o zaman ”Amma da, hamâset yapıyor yâv !” gibi, faydaların yerine zarar getirici hâl arzeder ki o davaranış nâ’hoşca oluşturulacak en en kötü intibâadır; hem takım(ınız) için, ve hem de kendisi için, hele ki gerekli ve bilgilendirici dinletili seyranlar yerine şamataların çoğalmasına sebebiyet verileceği için… Çok değerli okur müdâvimlerim. Hamâsî değerleri; hicv eden, meth eden, umursamayan, özümseyen, alay eden, velhâsılı her tür hâlet-i rûhiyeliliği “değişkenliği” doğal say(ma)mak yerine, bilâkis, önemsenip hamâsiyâtı bilinçlilikle benimseyerek, nesillere intikâline çalışmak zorunluluğunu benliklerimizde var etmeliyiz. Benliklerde oluşan o hamâsî değerler de MAYA olarak; millî kimlik bunalımından kurtarıcı iksîr gibi (..hâ! desen satın alınamaz pahâdaki ) en elzem olarak
en gerekli süreçlerde hazır MÂNEVÎ GÜÇ değerleri tecelli edecektir.

İŞTE alanımla ilintili HAMÂSİYÂT KONU(M)LU metin ve şiirlerimi nasıl bir duyarlılıkla yazmak nâsip olduğunu anlatmayı amaçlarken; farkında olduğunuz gibi, hamâsi ortamı tetikleyecek böylece de, an ve an, yavaştan-yavaştan HAMÂSÎ MAYA oluşumuna yönelik giderek
rûhlara tesîr edecek en âlâ öğretiyi de hamâsî gösteriler ve ilintilisi yapılacak “HAMÂSÎ SUNU(Ş)”LARLA, gelecek nesillere olan bir türlü
ciddî yükümlülüğü de yerine getirmenin huzuru, kes’in duyulacaktır.
Şu yazılarımı sizlere paylaşıyorken, üzerimdeki sorumluluğun hafiflediğini hissediyorum. Lütfen hamâsiyatla dalga geçmeyelim ve
dalga geçirtmeyelim… Hamâsî değerlerle hemhâl olarak yetişmeyen nesiller, yüreksizliklerinden(!) Vatanlarını yeterince savunamazlar…

Yürek-Gönül-Kâlp hep eş anlamlı olsa bile mecâzi anlamları kitaplardan ciltler oluşturan konulardır da, o ciltlerde şu formülü bulumazsınız:
Üstteki satırlarımdan bir yerde
fikr-î bileşke: 3M ” formülizem
konusuna kısaca değinmiştik yâ, şimdi onu anlaşılır hâlde açalım:

Bilindiği üzere bir halk deyimi vardır “3 sac ayağı” diye… Adı üzerinde; bu 3 ayaktan biri kırılıp-yamulup sakata ge(tiri)lirse; üzerinde, çorba-ilâç-yiyecek, yâni üretilmesine çalışılan her neyse, devrilir-dükülür-zarar-ziyân oluşur… İşte, böylesine çok güçlü bir
deyişi, tezim ve formülize olarak benimsediğim fikriyâta sembolize
anlamında adapte ettim; “HAMÂSİYÂT”ın, çok-çok önemine binâen…

Bu, “3 sacayağı” tanımlı başlıbaşına kavramlar olgusu şudur:

HAMÂSİYÂT= Mâneviyât ; Millîyet ; Meziyet= 3 baş harflerinden: (3M) .. Bu 3 sacayağının, birinci ayağı: MÂNEVİYÂT: GÖNÜL-Kâlp..inânç
İkinci ayağı: MİLLÎYET: YÜREKLİLİK, yiğitlik, vatan, birliktelik..
Üçüncü ayağı
:
MEZİYET: tanımı gibi; güçlü âile - beceri - gelişme

Konumuzu nereden nereye getirdik; ama nesiller bilmeliler ki;
İYİ insanlarla: GÖNÜLDEN-KÂLPTAN, SEVGİ-SAYGI-ÂDİL-YAPICI..
KÖTÜ insanlara (düşmana): YÜREKLİ-ciddî-onurlu-uyanık-tetbirli..
VARLIĞI(NI) SÜRDÜRMEN İÇİN: Meziyetli, itibârlı, gelişmeci, aydın..
..olunulması gerekiyor. Aman hâ dikkât! 3 sacayağından teki kırılıp,
ya da yamulup dingildememelidir ki, üzerindeki her neyse, düşüp,
dökülüp ziyân olmasın… Bu örnekle, HAMÂSİYÂT anlaşılmıştır gâli…
Yâni; nasıl bir mefhûmmuş, ve ki, ne den’li önemsenmeliymiş…

Bu yazı bölümünü de bu kadarlıkla iktifâ edelim / yeterli sayalım diye bitirirken; “..be, hoca, şu kadar yazdın da, hiç değilse mehter
gösterilerine dâir, hazırladığın metînlerin , şiirlerin vardır mutlâka,
koyuver aşağıya da kolayına gelsin ilgililerin, alıntı yapıversinler, istifâdelensinler… Nasıl olsa diğer konu sayfalarını dolaşacaklardır;
(..dahasını bulabilir miyiz ?.. Kılıç-kalkan gösterisi için olanı var mı !?..) diye…
..Hocam hiç değilse mehterlere dâir olanını istesek…” der gibi
duyumlar hissediyorum, dolayısıyla da, bana ait olan mehter gösteri
hitâplarından örnekleri, SUNU(Ş)LARDA KULLANILMASI YEĞLENİLSİN, ve, seyrâncılarla takım mensûpları oluşacak müşterek hissiyâtlarla hemhâl olunmasında göz ardı edilemez katkıyı sağlaması önemiyle,
arz ediyorum efendim:
* * *
ÖNCE ÖNEMLİ BİR BİLGİ: ” Hitap başı ” ne olmalı Hk.da:
Mehterin selâmlı yürüyüşündeki ANLAMLI mesaj olan; rütbe, makam, vd. her türlü sosyal farklılıklar gözetmeksizin nasıl ki eşit selâmlıyarak yürüyorlar; işte aynı minvâl üzere de, protokol dâhil, hiçbir sosyal - iştigâl - ünvân-makam ve de adları sıralamaksızın her hâl-u kârda EŞİT HİTÂP EDİŞ önemiyle, mehter
sunuşlarında hitâbcılar doğrudan; Sayın HAZİRÛN” diye hitâba başlarlar.
Sn. ilgililer, mehter tk.ınızın adetâ
DEMİRBAŞ METÎN”i gibi, altta yazılı o ifâdelerin kopyasını edinip, gösteri de bulundurmayı-sunmayı ihmâl etmeyiniz. ” MEHTER TAKIMI TÂKDİM EDİŞ ” örneği
SAYIN HAZİRÛN: Şimdi(de); ………………..mehteri, gösterilerini
sunmaklığına, huzurlarınıza geleceklerdir. Ama, mehter gelmezden önce kısaca ‘mehter bilgimizi’ hatırlatarak yenileyelim ki, o bilgiler
odaklanmasıyla da, muhtemeldir ki, seyretmenin hâzzına ereriz…
“MEHTER ‘târifi’ NEDİR?” HATIRLATALIM:

MİLLÎ, MÂNEVÎ, GELENEVÎ, KÜLTÜREL, MÜZİKAL, TEMÂŞA ve HAMÂSÎ KONU(M)LARIYLA TÂRİHÎ ve DUÂLI MEHTER TAKIMLARI; FOLKLORİK ÇAĞRIŞIMI VERMELERİNE RAĞMEN, ASLÂ FOLKLORİK SAYILAMAZ NİTELİKLERİYLE ..ve de.. ESKİ TÜRK ORDU BANDOSU SINIRLILIĞIYLA
YETİNMEYİP HERTÜR SOSYAL AKTİVİTE İÇEREN FAALİYETLERİYLE DE,
“-hamâsî- GÖSTERİ SAN’ATLARI KATEGORİ”SİNDE GÜZÎDE BİR UĞRAŞ DALI OLARAKTAN TEMÂYÜZ EDERLER.

Türk Dünyâsı’nın arması~simgesi olarak asırlardır; misyonuyla, ânlı, şânlı, şerefli faaliyetleri ile, millî ~ mânevî değerlerimizi temsîl eden, Türk dünyasında S A N C A K gibi benimsenerek mukâddes bir kuruluş olarak addedilen MEHTERLERİMİZ, târihiyle, mûsîkisiyle, yürüyüşüyle, giysileriyle, rûhu ve hâşmetiyle: ‘..Bizi daha da, BİZ..’ MİLLET yapmaktaki husûsiyetleriyle, geleneklerimizden aslâ, vaz-geçilmez aktiviteleriyle “..YAŞAMIŞ - YAŞAYAN -YAŞATILACAK..” bir tür emsâlsiz ve dahi medâr-ı iftihârımız canlı müzelerdir.

M E H T E R L E R, ö z e t e n: Yaşayan destân, canlı müze, sancakvâri şân, müziğin atası nâm, folklörik gibi görüntülülüğüne râğmen aslâ folklörik olmayan, “Hamâsî-Kültürel San’at Gösterileri” ka-togerisinde faaliyet gösteren aktivite topluluklarındandır.

..MEHTERLER HK.DA; BU KADARCIK KISA BİLGİLENDİRMEMİZİN AKABİNDE,
ŞİMDİ DE, HAZIR BEKLEYEN MEHTERİMİZİ, ALKIŞLARINIZLA DÂVET EDİYORUZ.”

( Emir-i Âlem, seyyâr mikrofonundan, yoksa, anonsörün kürsüsüne gelip oradakinden “SIRALI KOMUTLARI” nidâlayarak; (..Ki’ bunları eğitim verir iken koreografi-tavır olarak öğretiyorum, her mehter bilmiyebilir, bilmeyen tk.ların Emir-i Âlem’i : “-Yaaaa heeeeyyy! ……mehterin adı…, HAS DUR! , …..marşıyla HAYDİ ! YÂ ALLAH!” sıralamasıyla -topluma ve mehtere yönelik- nidâlar, ve tk.ını gösteriye geçirir-geçirmez (kürsü vb. uzakta ise, takımın başına katılarak)
takımın başında âmirlik görevini sürdürür. NEVBET DÜZENİ / yarım hilâlvâri diziliş tamamlanınca dâirevî yürüyüş istikâmeti sırası hâlinden, tk.ca İÇ’e dönüş işmârı olarak, aşağıdaki mısraların an az ilk 4′ünü, gür ve haykırarak köslerin önündeki mikrofondan, trübünlere yönelik nidâlar ..iken, “..GÜMBÜR -GÜMBÜR“
ifâdesi esnâsında köscü seri şiddetli kısacık tromel vurur. Bu vuruş; tk.ca ” İ Ç‘e dön” emri yerine geçer. Tk.ca, İ Ç‘ e dönülünce “yerinde say”ışla çalınan eser dolabı bitiminde Emir-i Âlem, tk.ın müzik icrâasını durdurur, müzik durur ama
durmayan 3 defâlık çalpara zil kampanası ile hangi adıma rastlarsa-rastlasın; ritm’e uyularak, ” 3 sert rap-rap-rap” yerinde sayış ile tk. ZINK! diye durur.
Emir-i Âlem hilâlvâri düzeni işmârlarla hâlletmeyi tâkiben; döner seyirciye:
-Sn .Hazirûn, …….Bendeniz; …mehter tk.ı Emir-i Âlem’i ……(ismi)……olarak; sizleri takımım ve kendim adına saygı ve muhabbetlerimle selâmlıyorum. Mehterimizin sunacağı; NEVBET BÖLÜMÜ’nü, Mehterbaşımız: ……(ismi)……. tarafından yönetilecektir, arz olunur. Hoşca vakitler dileğiyle.” der, akabinde; kılıcını kınından çekip kol+kılıç yan üst baş hizâsında hilâlvâri tutarak az eğilip-doğruluş tavrıyla halka selâmını verip, tk.a dönerek kılıcını kına sokar, ve tk.a:
“…………… mehteri: NEVBET VURULACAKTIR! NEVBET İCRÂASI İÇİN; HAS DUR!” der-demez, tk.ca, birleşik topuklar, sert tek RAP! sesiyle omuzlar şakulünce açılırken, sancaklar-tuğlar; ..tâ, konser bitiminde tekrâr Emir-i Âlem komutu ele almaklığına köslerin önüne gelip; “mehter tk.ı sağa dön!” emrinin akabinde davul- zenbaşı’nın “tek-tek-tek…DÜM!” seri-çabuk ” RAHAT!” emri işmârı anlamında vurulan o tempoya dek, sapları kaldırıp hamail askı tokasına koyarak HEYKEL misâli duruşa geçerler. (..ki’ bunu çoğu mehterler, saplarını yerde dikik tutarlar ki, çok yanlıştır… Askerî mehteri’miz gibi ASKI TOKASINA SAPLAR KONUK tutulmalıdır nevbet süresince… Sapların yere inik tutulmasıyla; hâşmeti/görkemi sönük olur; -sancaklar-tuğlar gölgesinde nevbet vuruldu-dinletildi- kavramı ve yorumu hiç ediliyor olması nâ’hoştur.) Sancak Bölümü dışı mehterân kısımları ise, öğretilen koreografik/tavır figürlerini uygularlar.
Devâmen, Emir-i Âlem, cevgâninin birine işmâr eder, o da bir adım öne çıkıp: “Vakt-i surûr-u sefâ! Mehterbaşı! Hey, heeyyy!” nidâsını..ilâ. sürdürülür.)

* * *
YÜRÜR! HÂ, YÜRÜR! MEHTERLER; ASIRLARDIR GÜLDÜR-GÜLDÜR!

SÖYLERLER TÜR-TÜR ESERLERİ; PÜR COŞKUYLA GÜMBÜR-GÜMBÜR!

BU MEHTERLER Kİ, MİLLÎ, MÂNEVÎ SANCAKTIR; VE DAHİ SAN’AT…

UTANMA! UNUTMA; İLHÂM ALMIŞ ONDAN: BEETHOVEN ve MOZART!

MEHTERLER ÖYLESİNE AŞKTIR Kİ, MUŞTUSUYLA VİRE YÜZ GÜLDÜRÜR!

O MEHTERLER Kİ; MÂZİDEN ÂTİYE KÖPRÜ ŞİÂRINI SÜRDÜRÜR…

EY TÂRİH! EY İNSANLIK! BİLMELİSİNİZ Kİ MEHTERLER İHSÂN-I SELÂMDIR!

ÜÇ ADIMDA BİR SELÂMLARKEN ..ÖNÜNÜZDE.. SELÂMLARINI ALMANIZ FARZDIR!”

ŞÂYET TERCÎHİNSE; TÜM HAMÂSÎ FAALİYETLER – DEĞERLER;

O HÂLDE, EN ÂLÂ-YU VÂLÂSI: MEHTERLERDİR, MEHTERLER!

* * *

Ayrıca, yazdığım: “ÜÇ ADIM DA BİR / mehter yürüyüşü” MARŞI (tıklayınız)dizelerimden seçtiklerinizi, veya diğer şairlerinkinden seçtiklerinizi de tabiiki sunabilirsiniz.

NOT: -Hamâsiyât konu(m)lu bilgileri hâvi diğer yazılarıma bakınız.
-Hamâsî gösterilerden “kılıç-kalkan” tk.ları için ilgili SUNU(Ş)
metînlerim-şiirlerim örnekleri aidi (tıklayınız) bölümünde mevcûttur

Efendim, en derûnî muhabbetlerimle. M.dd.

Yorum yapılmamış »

Henüz yorum yapılmamış.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. Geri İzleme URL'si.

Yorum yapın

WordPress'in desteğiyle.