Mehter|Mehterci Dede

19 Mart 2008

Kılıç

Kategori: c) Kılıç Kalkan Konuları — mdd @ 2:17

    Bursa Kılıç-Kalkan gösteri ekiplerinin belden aşağısı giysileri; ne törelere / geleneklere uygundur, ne de millî ve dîni kurallara!…
    Bilindiği gibi; alt giysi âdetâ kasıkları belli edercesine “bikini’vâri mayo” hâline getirilircesine(!) kullanılmaya özen(?) gösterilmektedir.
    Bu hususta; târihî-gelenevi, bittâbii ki inânç anlamında esâs alıp
dile getirilmesini haklı bulanları memnûn etmek için belirtmiyorum.
Kişiler, plajlarda, havuzlarda, sportif giysiler gereği bireysel hakkı
olarak dilediklerini yapma da özgürdürler; Amma bu hususta aslâ!
Çünkü otantizm’de; asırlık hassâsiyetlerin anonim şâmilliği esastır…
Özen ve dikkât gerektiren ortamlarda bulunmanın adâbı gibi,aynen; iştigâl-faaliyet-aktivite mensûplarınında aîdiyet ciddiyetliliği olmalı.

    ..O nedenle de: İki kelime ile « R e z â l e t »tir!.. « Yanlış »tır!…

     Şort’vârilik, gelenevî giysilerimizde ve de dünya folklörü türleri geleneksel kıyâfetlerinde olmamasına rağmen; ZEYBEK-EFE yöresi EGE bölgesini kapsayan ilintili folklörik dizaltı ( sahil insanı - denizci ) kısa paçalı şalvarlarından esinlenerek, 1905 yılı doğumlu rahmetli Mustafa Tahtakıran (Bkz.“Kılıç-Kalkan Ekipleri” İNT. sitelerine.)  hocamızın,
bilenlerden öğrenipte, arkadaşlarıyla birlikte figürlerin sıra-tertip, yorumları üzerine adetâ standartlaştıraraktan  İLK resmî, Kılıç-Kalkan Ekibi’ni kuraraktan, a z i m l e çalışmaları semeresini  yurt-içi-dışı gösterilerde ünlendirmesi; alâ-yu vâlâ iftihârlık temâşşaa olgudur.
      Ve burada en içten duygularımla, ve onlara râhmet dileyerek,   “özellikle M. Tahtakıran-Derviş ağbi ikilisine, 2 nci tk kurucuları  A l i Kayakent, partnerim C. Yeşiltunalı’ya ve 3ncü tk.ı kuran Muzaffer Semiz  hocalarımızı anıyorken, derim ki: “Eğer kılıç-kalkan ceng gösterisi halâ yaşıyorsa onların, heleki, M.Tahtakıran hocanın oğulları Ercan ve kardeşleri ile, Bursa’nın ünlü kestane şekeri üreticisi KAFKAS’ınn sâhibi Attilâ  ve diğer alplerden-mefkûredaşlardan oluşan ekipleri;

her türlü zahmetlere katlanarak gösteriden-gösteriye başarılara ulaştıranlardan, ve ki,  nice o gösterileri, anılarda yaşattıranlardan kaynaklandığı bilinmelidir…
      Ama, tâ o zamanlarda bu yolda çaba ve gâyretin tâkdîri kadar; ah bir de şu alt giysi konusunu folklörik-otantizm araştırmacılarına
danışılaraktan zamanında uyarlanabilseydi de, böylesi aymazlıklara
neden olunmasaydı…  Oysa, şu an, yöreye has giysileri, şayak-aba
türü kumaştan uzun ‘ağlı’ pantolan olarak, mahalli KARAGÖZ folklör
ekipleri kullanmaktadır da… Zor bir şey, ya da, âyet de değil; bir
karar verimi ile, diz üstü şort’vâri giysi yerine mahalli folklörik giysi
pekalâ değiştirilip “olması lâzım gerektiği ciddiyette” yeğlenebilir…

      Tabii, bu ıslâhat yapılırken, önceki yazımızda da belirttiğimiz
defoları da halletmelidir; yâni: Kılıç ucu eğrisi normal olmalı, kabze
alüminyum değilde, dönemi malzemeden yağılmalı
(..örn.sarı, bronz,
ağaç, boynuz
gibi )
, kılıçların kılıfı/kını mutlak pusatlığa sokuk olmalı.

     Olmaz! Denilmesin; çünkü, Söğüt Belediyesi himâyesinde kurup,
gösterilere çıkan Kılıç-Kalkan ekibinde, ne kadar yapıcı tenkidini
yaptığım dejenerasyonlıklar varsa, hepsini de “olması lâzım gerektiği”
gibi gerçekleştirdim, inânınız çok daha muhteşem ve anlamlı oluyor.

      “Göz alışkanlığı, yıllardır tanınan alt giysinin kısa paçalılığı OBJE
olgusu yer etti. Artık bu şekilde BURSA otantizm’i(!)ne de mâl’edildi
devam etmeli..”  denilipte, paçalı pantolonvâri şalvar istenmez ise;
hiç değilse ‘giderekten’ kısaltılarak DİZ ÜSTÜ çıplaklığın, DİZ ALTI’na dek kapalı “uzun” şekline TEZ KARARLA dönüştürülmelidir…
      Zeybek-EFE tiplemelerindeki o dizaltı kısa şalvar kullanımının
nereden kültürümüze intikâl ettiği hususu ayrıca araştırmaya değer.
Çünkü, “Halk Kahramanı” olmanın değişik kıyâfet kullanma özelliği
ihtimâlen düşünülse de, öylesine yerleşik teâmüller dışında, dînen
haram,  mâhrem kısımların (tenkide mâruz Kılıç-Kalkan ekiplerinin
mensûpları gibi ) açıkta tutulması, ve ki, gösteriyi sembolize eden
“Cihât-Ceng Kutsiyeti”ne bağdaşmayan
“baldırı çıplaklık” aymazlıklığı, milletimizin kahir çoğunluğuna itici geldiğini mâlumu ilân etmektir.
       Ayrıca, halk kahramanı efeler, zeybekler; dîn ve Hakk üzerine
hassas olmak bilincinde / zorunluluğunda yaşadıkları bilinmesine
râğmen onlara âtıfen bağlantılanamaz…  Hem, mâzileri ne ki ?..

         Öyle, yâ da böyle, bize düşen:  Evvelce yapılan ifâ(de) hatâlarının farkedilirliği üzerine; dejenere edilmiş değerlerimizi, i l k   fırsatta ” düzeltmemiz; târihimize, dînimize, töremizin yozlaşmamasına olan saygınlığımızın gereğidir. Zamanında yapılmış nice benzerî hatâlar, demek değildir ki aynı minvâl üzere sürdürümüne hak sağlar…
      ..Bu gereklilik ÖNEMSENMEZ İSE; ileride, devlet gücü ile dahi
‘dejenerasyonlar’ kolayca düzeltilemez. Çünkü, OLGU şöyle gelişir:

Yanlış uygulamaların doğru bilindiği yerlerde, doğrular; yanlıştır…

       Delikanlılığa geçiş çağının tecrübesizliğiyle, ve hele ki o yaşta
bilgili olsan dahi  (..ki’ bilgisizdim de )  kendini dinletemeyeceğin, bu
doğruları kabûl ettiremiyeceğin, tepki alıp, ânında dışlanabileceğin
öylesi (!) cemiyet ortamlarında, “yetiştirilme sürecinde iken” yoğun
hevesimizle KILIÇ-KALKAN faaliyetlerinde aktif eleman, daha sonra
çalıştırıcılık seviyesinde bulunmamız esnâsında
( toyluluk dönemlerimiz
değil de, daha sonraları bilinçlendikçe)
öylesi hatâları farkedip söyleyince
gerek râkip  ekipler arası rekâbetten,  gerekse “Eh, serde gençlik
de var, artistik stilize yanı ağır bastığından, çokluk önemsenmeyişi”
beni, bu uğraştan koparıp, MEHTER’e yönelmeme sebep olmuştur…

      ..Mâzimdeki sorgulayıştan şuraya geleceğim: GÖSTERİ sırasında
“figürsel kareler” daha estetiklik-artistik oluşturmasına etken olan;
“bacak fiziği açınımları sebebine” ISRARLA baldırı çıplak görüntünün
kıymeti harbiyesine esas olan değerlere, yeğlenişi ile,  ne safsatalar, gâflar
uğruna heder edildiği düşündürücü değilde nedir !?…  NETİCE DE:

- Emânet otantik giysilerle bir tür TEŞHİRCİLİĞE yönelik sahne şovudur.
- Lütfen! ASLINA RÜCÛ’en, “gelenevî uyumsuzluk şovundan” vazgeçilmelidir…
  (Çünkü ‘giderekten’ çocuk-büyük folklörcülere; “bu târz” referans oluyor…)

· NİÇİN KILIÇ-KALKAN TAKIMLARI; “BALDIRI-ÇIPLAK” DENİLMEMELİ!

      SORU - CEVAP - İRDELEYİŞ  iletişimiyle onca yanlışların nerden
kaynaklandığının özünü, ve telâfisi için neler yapılmasının gerektiği
hakkında bilgilendirmeleri “misyon / mefkûre adamı kişiliğimle” her
fırsatta sürdürmüşümdür. En vârit ve bâriz kanıtı ise bu yazılardır.
       Kaldı ki, bir de, bendeniz böylesi cürüm ve o yanlışlar içinde
yoğrulmuş olan kişiliğimle
(..yâni mâzimdeki ilintili yanlışlarımı da itirâf
ederek-nâdimen…)
diz üstü kısa/baldırı-çıplak giysili hâlli tüm folklör
ekipleri mensûplarının ve yetkililerinin, bu yazılarımın gereği olan
sunduğum tüm tenkitlerimi, önerilerimi, ıslâhen iyileştirilmelerini;
millî-mânevî-mistîki-törevî-hamâsî-gelenevî-kültürel-turistik, ilâ.
gibi değerlerimizin, ve bu değerlerimizle vucût bulan  K İ M L İ K
niteliğimizin-niceliğimizin, yâni MİLLET olgusu dahil tüm kavramlar
adına (..geriye bir; “Allah, Kur’ân, Peygâmber  aşkına” demediğimiz kaldı…)
LÜTFEN, nesillere intikâli kaçınılmaz olacak bu özürleri iyileştiriniz!
       O nezih otantizm’imizi; Ş E K L E/görüntüye F E D Â etmeyiniz!

       Böylesi durumlarda; aslî, yâni aslının uygulanması öneminin idrâkinden yoksun-inât olunsa da; (..yâni, bunca izâhlarımıza rağmen malûm; kısa şortvârî giysi , kılıç-(ların) - kalkan(ların)  ve  kisvelerin biçimleri uydurukçuluğu üzerine ) otantizm-gelenevî korumacılığa ne çok yozlaşı kötülük yaptığınızın vehâmetine birgün mutlâka müdrîk olursunuz…

       Kötü, gâyri ciddî uygulamaların kopyalanmalarıyla çoğalımını,
düzeltmek için benim gibi didinip duranların çabalamaları boşa mı
çıkar, beyhûde bir uğraş mıdır, bunu zaman tâyin edecektir…

        ..Benzer müzmin hatâlılıklar güzîde Mehterlerimiz için de aynıyla vâkidir..
.
       EY, BU KONUYA GÖNÜL VERMİŞ OLUP DA, UĞRAŞIYI HAKKIYLA
SÜRDÜRMEK ARZUSUNU GÜDEN ÇOK DEĞERLİ EKİP MENSÛPLARIMIZ,
SİZLERE “ÖZETEN” ÖĞÜTLERİM Kİ:
“SEYMEN” ;  “SİLİFKE”  ;  BURSA
“KARAGÖZ” FOLKLÖR EKİPLERİNDE OLDUĞU GİBİ, GİYSİ ALT KISMINI
UYARLAYINIZ; VE KILIÇ, KALKAN GERÇEĞE EN YAKIN BİÇİM VE MAL-
ZEMEDEN, VE DE PUSATLIĞINIZA/silâhlığınıza  SOKULU  “KILICINIZIN
KINI” OLMASINA  -mutlâka.  ama  mutlâka-  ..ÖZEN GÖSTERİNİZ…

..Böylece: “GÂYENİN, ŞEKLE FED EDİLMESİ”nden kaynaklanan o yanlışlıkların;
diğer ekiplerce tâkliden-kopyalanarak önü alınmaz ilânihâiye hatâlı yaygınlaşmasının telâfisi için, ve de, vebâl altında kalmamak için bu uyarıya mutlâka önem vermelisiniz. Vermelisiniz ki; gerçekçi,özgün, yapıcı, mantıklı, gelenekçi görünüm yansıtımının aynı zamanda da millî-mânevî değerlerin yitirilmemesi “korunulması” bakımından da üzerinize düşen görevi îfâ etmenin huzuruyla, sorumluluğun müdrîki kişiliğinizle temâyüz edenlerden olabilesiniz…

Anekdot / anı :  Festivâlde bir ekip, giysi otantizm’ini fevkelâde çok önemsemiş, folklörik oyunlarını muhteşem îfâ ediyorlar, izliyorum.
A’aa, o ne !?! Darbukada da, davulunda da  “sun’i zar”(!) gerili…  Oldu mu yâ…  Hemen usûlünce izâha kalkışınca lâfı tıkadı ağzıma:
“- Ben 15 yıldır bu işi bilerek yapıyorum. Zarların tınısını benim kadar mı bileceksin!!!” deyiverdi; yaşımıza dahi eyvallah etmeden… Yâ işte böyle! Çoook bilmişler de var…hem de hocalardan da hoca!

        Ömrünce işi, okullara askeriyeye boru, davul, trompet ve de gitar imâliyle geçen ustaların ustası olan, daha sonra el verişimle”  MEHTER lâzımelerine de başlayan, Bursa’da “YAMAÇLAR ALTI”ndaki bilinen dükkânında bâzen buluşup sohbet ettiğim kâdim dostum METİN MÜZİKEVİ sâhibi; Metin bey’e anlatınca, “- Ah be hocam;  bir bilse; öz derinin sesi uzaktan hoş ve dâvetkârdır, sun’isi öylemi ki !?.. İşin teknik yönü böyle.. Otantik yönü ise vazgeçilmezi ! ) demişti.

                             ..Size; hatâlardan rücû için:
             hassâten ricâmız, hattâ istirhâmımız / yalvarışımız  olsun.

SON ANLIK İLÂVEDİR: Bu yazıma dün başlamıştım, şu an bitti… AMA; A!
Târih:
18 Mart 2008 “ÇANAKKALE GEÇİLMEZ” programları tüm TV. kanallarında yoğun hâlde… (Rastlantı, şeytânidir; bu bir tevâfûk olmalı…) 
      EY! GOCLAR!   EY! ŞEHBÂZLAR!   EY! CİVÂNMERTLER!   EY! BAHADIRLAR! EY! EFELER!  …nidâlarıyla ( Bkz. “kılıç-kalkan CENG destânı” şiirsel anlatımıma.) cenge dâvet edip, mizânsene ettiğiniz ceng gösterilerinin; menşei de, oluşu da, Vatan topraklarımızın bize nâsiplenilmesi için yapılan her tür mücâdelelerde de
ve her yıl kutlanan ÇANAKKALE, KURTULUŞ SAVAŞLARI DA “etkinlikleri”de  SİZİN
O NİCE GÜZİDE DEĞERLERİMİZİ-KÛTSİYETİMİZİ-MÂNEVİYÂTIMIZI-GELENEĞİMİZİ
HÂSILI bir nev’i TÂRİHÎ KİMLİĞİMİZİ HEDER-YAZIK-HİÇ-PİÇ ETME ANLAMINDA…
ÇANAKKALE’de, KURTULUŞ SAVAŞLARIMIZ da; HEM, DEVLET - VATAN - MİLLET
BAYRAK OLUŞTURMAK İÇİN; HEM DE, MÂNEVÎ DEĞERLERİMİZ (ALLAH’IMIZIN(cc),
KUR’ÂN’IMIZIN DİLEDİKLERİ UĞRUNA:  -ECDÂDIMIZ SAVAŞTI !  -savaşılacakta !.
.
         ÖZEL HAYATINIZDA NE TÜR GİYİNİRSENİZ GİYİNEBİLİRSİNİZ; AMMA!

         ONCA, MEFKÛREDAŞ ŞÜHEDÂNIN-GÂZİYÂNIN DÎN UĞRUNA DA YAPTIĞI,
VE DE ONLARIN HÂTIRALARINI CANLANDIRDIĞINIZ O HÂLET-İ RUHİYE’YE DE
SAYGINLIĞINIZ GEREĞİ, “GÖSTERİLERDE” ONLARIN GİYSİLERİ GİBİ GİYİNMENİZİN TÂRİHÎ-İNSÂNÎ VE DUYARLI SEYRÂNCILARA OLAN SORUMLULUK GEREĞİDİR.
        
RABB’EL ÂLEMİNDEN(cc) BİR ANLAMLI TEVÂFÛK OLMALI BU YAZI KONUSU;
ÇANAKKALE KAHRAMANLIKLARI ve ki’ vesilesiyle TÜM KAHRAMANLIKLARI ANIŞ!
..Müntesiben; TÂRİHÎ KAHRAMANLIKLARI BED GİYSİLERLE PİÇ EDİŞ! TENKİDLERİ

                                  ” E D E P    Y â    HÛ ! ”

                                    Bu anlatının sonudur.
                                  Mehterci dede (=m.dd.)

Yorum yapılmamış »

Henüz yorum yapılmamış.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. Geri İzleme URL'si.

Yorum yapın

WordPress'in desteğiyle.