"KILIÇ-KALKAN
Sizleri bilgilendirmek; misyon şiârı ‘sorumluluğum’ gereğidir.
ÇÜNKÜ, sizler, şânlı târihî vâk’alarımızın yansıması olarak sunduğunuz gösterilerinizi, tâ ö dönemlerinde iken:
a) Ecdâdımız edep, örf, gelenek, ve inânçları uyarınca s û l h’de…
b) Stratejikman düşmanı demoralize amaçlı cenk öncesi sefer’de…
..mahâretle uygulamışlar.
OYSA ÇOK SONRALARI, unutulmaya yüz tutmuş bu ceng(âver) oyunlarını TEKRÂR hayâta geçirmekliğine, bizlere intikâl ettiren, o koreografik kurguları ve de mâlum kıyâfetleri yakıştıran o zâtların; yanılgısı mı / gâfleti mi / araştırmacılık umursamazlığı mı ?.. Her ne sebeptense OTANTİZM DEFOLARI İLE SABIKALI olarak sürdürüle’gelmiştir.
Gösterilerin geç ve nâdir de olsa uluslararası etkinliklerde de temsîline çalışılmasına (..benimde erdiğim..) yaklaşık tâ! 1950’li yıllardadır. İLK ünlü müteşebbisi, duyuranı, ünlendireni, râhmetliler: Mustafa TAHTAKIRAN’la, Mehmet TUTAL / nâmı- diğer: Derviş abi ” nin takımıdır. Yaklaşık 1957 yılında onlardan ayrılıp, ilk “2nci Takımı” oluşturan “Emîrsultan Kılıç-Kalkan Tk.ı” (hocam} Ali KAYAKENT ile bendeniz ; sonra da, 3. Tk.ı kuran rahmetli Muzaffer SEMİZ ; 4 ncü. Tk.ın “Eski Muhâripler Derneği”nce kısa ömürlü MEHTER’li takım dâhil olarak; takımlar zinciri sürer…
Sanıyorum bu yazıların yazıldığı 2008 Mart’ı itibâriyle 3 takım aktif dernek faaliyeti hâlinde aktivitelerini sürdürmeye çalışıyorlar.
Şimdi, gelelim konu bilinçlisi olarak yapıcı münekkitliğimize:
Her hâl-u kârda o tenkitlerim heyhât/ne yazık ki sürmektedir.
O aymazcılara derim ki:1997 Ekim’de SÖĞÜT’de kurduğum “örnek” paçalı, gelenevi selâmlı, gülbang’lı, toprağı öpüşlü, ciddi tam pusatlı ..ifâlısını hayata geçirip deneyimlerimle kanıtlanmıştır…
HİÇ BİR MİLLETE NÂSİP OLMAYAN BÖYLESİNE GÜZEL HAMÂSİYÂT FAALİYETLERİNDEN; KILIÇ-KALKAN EKİPLERİ’Nİ, SIRF BURSA’LILARIN TÂKRİBİ 60 YIL İNSİYÂTİFİNDE BURSA SINIRLI KALIŞI ‘MÂALESEF’ İYİ OLMAMIŞTIR… ÇÜNKÜ; DIŞARI YANSISAYDI, BELKİ UYARI ve HATÂLAR DÜZELTİLEBİLİRDİ… ( Askerken, GELİBOLU 2. Kolordu K.lığında kurduğum )
ve de Bursa dışı bir iki folklör kuruluşunun bünyesindeki çeşitleme şeklinde ‘YİNE KOPYA YANLIŞLARLA’ sunulan o takımları da şâyet saymassak; Dünya genelinde şöhretleşen sırf BURSA Ekipleri’nin, hatâları ile birlikte TAKLİDİ kadar doğal bir gelişme(!) olamaz dı…
NE VAR BUNDA !?!” ..hafifliğiyle geçiştirilemeyecek derecede, “menfûr benzeyiş-benzetiliş tercîhiyle” vurguladığım KILIÇ-KALKAN TAKIMLARI’nın giysi
tiplemesindeki KISA “ŞORTVÂRİ ŞALVAR” modeli; diğer çoğu ekiplerce; “..şöhret tılsımı ..’ addedilircesine h ı z l a YAYILMASINA NE BUYRULUR !?!…
Tılsım ise: Herhâlde KISA ŞOTVÂRİ baldırıçıplak modernliği(!)festivâl madalyalarını-ödüllerini toplattırdığı sanılmasındandır !!!…
Yaklaşık bildiğim kadarıyla 60 küsûr yıldır bu böyle, ve hiç de az bir zaman değildir… EGE - MARMARA - Trakya - İÇ ANADOLU yerel folklör ekiplerinde ERKEK ALT DIŞ GİYSİSİ; mâateesüf yazık ki ‘giderek’ Bursa Kılıç-Kalkan Ekipleri’nin ünü sebebinin tercîhlenişi kurbanı olmuştur… Bakınız: Bayram, şölen, festival, kutlayışlar, vb. gösterilerindeki çocuk - genç - yetişkin ..folklör ekibi kısa şortvâri şalvarlı kıyâfetlere ve alın cevâbınızı… ..K İ ‘ DEĞİL İSLÂM’Î ; ateistlik dâhil, tüm dünya folklöründe öylesi şortvârili örneğini dahi kolay bulamazsınız!
Özellikle REFERANS / örnek-kaynak olan İLK İKİ TAKIM (b)ilgilileri
o râhmetliler kadar, şimdilerde de hâlihazırdaki YÖNETİCİLER de gereken ıslâhatı / düzeltmeleri yaptır(t)madıklarından, h a t â l a r ı n sürdevâmının müsebbibidirler… “Bilmiyorduk” diyenleri olursa(!) bu
bilgileri edinip öğrenmiş olduklarına göre, gereğini tez yapmalılar.
ÖZ ELEŞTİRİ(M): Mâateesüf o yanlışları bilinçsiz ânımızdayken toyluğumuzdayken mâruz bırakıldığımızı da burada itirâf ederekten konu hakkında, anlamına-yorumuna tam tezât, öylesine mâhut yoz nâ’hoş giysinin ısrârla, inâtla “estetik/artistik” diye, GÖRÜNÜMÜN:
gelenek ve inânçlara fedâ-hebâ edilişi pahasına ard niyetle, gâfla, hele-hele umursamazlıkla sürdürülmesi, dejenerasyon kanserinden başka nedir!?.. ( “G.Kore- Japonya müşterek ‘Dünya Futbol Şampiyonluğu’ organizasyonu”na dâvet edilen; Bursa Kılıç-Kalkan Takımı; o seyâhatına az bir süre kala BURSA’nın yerel bir TV’deki gösterisi esnâsında yapılan ropörtajda; kaptan yetkili, üstteki izâhlarımız uyarınca “DOĞRULARI ve YANLIŞLARI” te’yit ederek konuşuyor; amma, “ -Böylesi yanlışlığı bilmemize rağmen, şortvâri alt giysiyi yine de kullanmaktayız..” gibi beyânda da bulunuyor… )
..Bâki EL’CEVÂP:
“-Ey Efendiler; FOLKLÖR “OTANTİZM”; kalıcılığın, orijin olgulu objelerin, muhâfazasına çalışılarak sür’devâmının uğraşı-yaşatım ve nesillere DEĞİŞİKLİĞE UĞRAT(IL)MAKSIZIN intikâlini sağlatmaktır…. Aslâ ve kat’a “hoş-nâ’hoş nedeni
ile, GÖRÜNTÜ-ESTETİK-DEĞİŞİM-YENİLİK bahânesiyle orijinliği bozulamaz!…
Folklör, endirekt ilgi alanım olmasının yanı sıra, OTANTİZİM ise direkt ilgi alanıma giriyor olmasındandır; bu tesbitleri yapmama… Ve ki’ Kılıç-Kalkan ‘ceng’ Gösteri Takımları da ayrıca folklör değil,
“Hamâsiyât Gösterisi Faaliyetleri” kategorisine girerler… Her iki
faaliyet dalı ise OTANTİZM uğraşları olarak târihi olguların mâzisine
dayanıp, geleceğe BOZULMADAN aktarılmaya özen gösterilen millî kimlik ögeleri addedilen kıymet ve değerlerdir… Onun içindir ki:
Böylesine uyduruk şort çağrıştırıcı giysinin hiç bir haklı yönü ve de mantığı olmadığı hakkında dönüp-dolaşıp sık-sık defâlarca yapıcı
uyarılarda bulunuşum boşuna değildir… Çünkü öylesi gösterilerin canlandırılmasına çalışıldığında o atmosferi soluyanlardandım…
..O ÂNLAR KİSVE ve KIYÂFETLER ŞÖYLECE OLGUNLAŞTIRILMIŞTI «!»
-Eski gerçek otantik CEPKENLER, ŞALVARLAR buldurulmuştu..
-Bursa beşparmağı gömleklik Sümerbank’ca üretilmekteydi…
-Manda derisinden çarık yemeni yapılabiliniyordu…
-Yünlü köylü çorabı (şimdi ki gibi) işlemeli yaptırabiliniyordu…
-Keçe -kalıp külâh’sa şimdilerdeki gibi imâli vardı…
Hâsılı ihtiyâcen sağlanılanlar, âlâ idi.
ANCAK “..otantizm bilinci sığlığıyla olacak ki…” oluşturulan o
alttaki sıraladığım hatâları; ne önceki ne sonraki ekip yetkilileri yâ
farketmediler, veya “adam sende!” umursamazlığıyla önemsenmedi.
(..Ki’ bu bilgilenmelerine rağmen de mi, telâfi etmeyeceklerdir ?..)
“«DÖNEMİNE ÂİT» İLKESİYLE” OTANTİZM nasıl mı dejenere ediliyor:
· O, ne biçim KILIÇ UCU EĞRİSİ öyle ki !?… Sanırım, o anormal uyduruk uç kıvrımı; “SIRT PEŞREVİ” figüründe, sırttaki kalkanlarına, kılıclarını serîce çok kolayca vurulabilsin amaçlı “kılıç UCU” hem çok kıvrımlı, hem de batmasın(!) olasılığıyla uçları sivri yerine kavislice
özel(!) yaptırılmış… Oysaki, kişi kılıçlı kolunu (sıçrayış ânı) az daha yukarı kaldırarak, sırtındaki kalkanına, kılıcını pekâla vurabilir…
Sn. (b)ilgililer; kılıçların ‘genelde‘ kınsız yapılması vâki değildir.
Hele koreografiğini/gösteri kurgusunu özellikle KILIÇ-KALKAN üzerine
kurduysanız, bu her iki pusatında, son derece gerçekçi olmasını önemseyerek
imâl ettirtmelisiniz… Lütfen, tez olarak kılıçlarınızın o anormal kıvrık uçlarını düzelttiriniz. Böylece KIN içine girmesi konumuna da dönüşecek o kılıçlarınıza ‘pusat tamamlayıcısı olarak‘ derhâl ‘KIN’larını yaptırıp, gösterileriniz süresince pusatlığınız ilintili yarık yerine (..yok ise yaptırtınız.) sokulu bulundurun ki, hem böylece tenkitlerden de kurtulun, hem de, kompozisyon olarak daha abartılı, aslî, haşmetli, hamâsî görüntü vermeye sâhiplenmiş de olursunuz…
Aîdi döneminin otantizm’ine göre; kullandığınız o pusatların bu durumuyla, bütün dünyânın müzelerini geziniz, hiç mümkünâtı yok benzerini bulamazsınız. Heleki temsîl ettiği târihî dönemleriyle ilgisiz; “hafifcik olsun diye” alüminyum döküm SAP/KABZE’li yapmıyorlar mı !?… ( ..Ki’ maden olarak alüminyum ve alışımları “aîdi devrinde” henüz buluşu dahi yapılmamıştı… Nasıl otantizm’e uymak böyle !?..) Hem ki “Kılıç dediğin; mukâvim ve az ağır, kan oluklu, sapı dönemine ait (Bronz,sarı,ağaç,boynuz imâli) olmalı..” gerçeğine benzemelidir.
Hem öyle nasıl cengci kompozisyon koreografiği uyarlanıyor ki, gösterilerinde “adetâ ikiz pusat” kılıçlarının KIN‘ları/Kılıfları yok !?!…
Üstte, izâh ettiğimiz gibi; genelde bulunmamasi vâki midir ?…
· K A L K A N’ı demiri çağrıştırışından ‘eh-hadi’ PASLANMAZ’dan yapalım!.. Amma, (ÇAPI: Min. 40 cm. olmalı iken…} tencere kapağı gibi ufak kalkan olur mu !?.. O zaman da adama sormazlar mı:
“-O ne, kalkan mı / oyuncak mı ?..” diye. Ayrıca iç kısmındaki `ses halkacıkları`nın(!) perçin vb. ile tesbiti gerekirken, teknolojik punta kaynağıyla(!) yap(tır)mak otantik çağrıştırımı kuralıyla bağdaşır- mı?.. (..Hâ! Görünmeyen kısımlar için bu mümkün ve makûl olabilir…)
“BACAK ŞOV’U İÇİN” özellikle yapılan ne idüğü belirsiz DİZ’ÜSTÜ nakışlı şortlar, malûm denilen deyimle; «işi şirâzesinden çıkarmak!» değil de yâ nedir ?… İDDİÂ EDİYORUM: Böylesini araştırınız tüm dünya “gerçek otantik” folklör giysilerinde dahi, DİZ’ÜSTÜNÜ hele “KASIKLARA DEK”(!) AÇIK BIRAKAN GİYSİYİ bulmanız olasılığı bile düşünülemez; nâ’mümkündür!
· Keçe külâh çevresine ‘kilim desen’ pamuklu-keten dokumadan sargı sarılır. Floş’umsu “kefiye” türü d i ş i s e l sargılık sarılmamalıdır; ki’ sarılması ise yanlışlığın dik âlâsıdır…
· Genelde “sağ kolla savaşanın görüşüne, kol hamlesine engel olur ve kılıçsız eliyle terini kolay silsin” amaçlı, külâh sargı ucu, sağda olmaz, soldan kulak üstü salınır; biliniz efendiler!..
..ÜSTTE sıralananların “YAPTIK OLDU” kuramı îfâsıyla ne mi olur?
Geleneğimize, telâfisi çok zor, kötülükler yapmış olursunuz.
..Amma, ‘genelde’ esnâfımızın, sanatkârımızın, ustalarımızın o “KOPYACILIK-kolaycılık” alışkanlıkları yok mu yâ, bes’belli ki bu konu(m)larda da değişmemiş… Tâ! râhmetli TAHTAKIRAN hocamız zamanında, önemsenmeden yapılan üstte tenkit ettiğim ne varsa, o
hususlara dâir prototip imâlât ve üretimler, o günden-bu günlere tüm defolarıyla ulaşmış… Ve, bu irdeleyişleri, bilgilendirişi yapana
kadar, (b)ilgililerden çıkıpta düzelten olmamış; bu saatten sonra
“sağduyulu-olması lâzım gerektiği ciddiyeti uygulayanı” olacak mı ?
..Amma! Allah’ıma(cc) şükür ki, SÖĞÜT Belediyesine kurduğum ve sonraki MHP’li Belediye Bşk.ı tarafından “YÖREMİZE AİT DEĞİL”
kararıyla faaliyetine son verilen(?), kurduğum oradaki Kılıç-Kalkan Ekibinde: Üste ne kadar tenkit ettiğim ne hususlar varsa, t e k m i l tüm eksiklikleri telâfi edip, öğretip, uygulamıştık…
Yâni, demek istediğim; yapılamayacak şeyler değil tenkitlerim; bilâkis, yapılması mutlâk gerekli OTANTİZM önemli konu(m)lardır…
Anekdot: OYSA şunu da yaşadık: Parayla malzemenin bulunmadığı dönemlerde İLK, 2. Tk. kurulmasında hocam Ali KAYAKENT ile birlikte İstanbul’a “kalkanlar için” KÜREK imâli yapan imâlâthânelerde uygun malzemeyi ‘HİBE’ sağlayabiliriz diye aranmış durmuştuk.Nihâyet bir yerden temin ettiğimiz küreklik malzeme saç ile dönüp BURSA’da KALKAN olarak yaptırtmıştık… Bilinen “kara sac”tan yaptırtdığımız (..Darbelerden dolayı yamru-yumru oluşuyla da gerçek kalkana benziyen…) o kalkanlar inânın şimdiki “paslanmaz sac”dan yapılanından çok daha inandırıcıydı… Zamanla oluşan yamukluklarını; silah bakımı yapar gibi kendimiz düzeltiyorduk…
Yâa işte böylesi günlerdi; memleket de kalkan için varil kapağı bulmaya tâ! Bursa’dan, İstanbul’a gitmiştik…
Bu anlatının sonu
m.dd.