Mehter|Mehterci Dede

17 Aralık 2007

MEHTERLERİN;

Kategori: b) MEHTER(hâne) Konuları — mdd @ 22:42

00) Mehterlerin ünlü “SELÂM“lı YÜRÜYÜŞ usûlü ŞÖYLEDİR:

Mehterlerin, “Mehterbaşı yönetim insiyâtifindeki “nev-bet/konser” süreci dışındaki yetkili âmiri olan EMİR-İ ÂLEM verdiği şu komut ile: “………mehteri, Yürüyüş nizâmı: Arş-ı kadem âlâ yürüyüş, haydi ! Yâ Allah !” nidâsı akabinde takımca SAĞ adımla, (..Dönemine âit yürüyüşbaşı adımıdır) başlanılarak;

1.adım DÜM tek; 2.adım DÜM tek; 3.adım DÜM ..te-ke tek-kâ ritm saz temposuyla yürünür iken:
..Her DÜM vuruşu ânı hangi adım rastlarsa yere basılır; her 3 ncü DÜM ânı, dönüşü kolay yöne te-ke- tek-kâ ritm’i süresince duruş gösterilir. (..Bu duruşlar; tam yana değil, yan ileriye=yâni(45 derece dönüş) şeklindedir.)
..Böyle-böyle her 3 adım atış “aynı dolaplık ritm ile” sürgit rutin
hâlde devâm eder. “Yerinde Say” komutu ya da hâlinde de aynıdır.
İŞTE, sivil emirle “ÂL” ; askerî emirle “ALÂY” yürüyüşü
diye tanımladığımız bu yürüyüşümüz menşeî/kaynağı
hk.da
her tür anlatıları, sizleri tenvîren/aydınlatarak sunalım.

Önce alt başlıkları göz atmanızı sağlayalım:

01) “SELÂMSIZLAR bandosu” DİYENLERE.. El’cevâp:
02) SOSYAL EŞİTLİĞİ EN ÂLÂ “SELÂM” İFÂ(DE) EDER.
03) O ÖRNEKLERİ; DAHA İĞRENÇLEŞTİRİCİ FIKRALAR
04) “P U S T” ; “p u ş t” fıkralı yakıştırış..
05) ” i ç O Ğ L A N (L A R)” fıkralı yakıştırış..
06) “SAN’ATKÂR RÛH’LU OLUŞLARI” iyi niyetli izâhı…
07) “3 KURALI , 3 ADIMA ÖZDEŞ EDİŞLİ; iyi niyetli izâhı…
08) “ALLAH’IN HAKKI 3′TÜR(!) şirkli deyiş esînlenmesi ile
09) 1952′de ‘As.Müze mehteri’ ihdâsı ânı buluşu ile
10) Yavaş sonlanan iş(lev)lere dâir (2) örnek daha..
11) Bilinen âkil ve sağlam tevatüre göre; doğrusu..

MEHTERLERİMİZİ SEVENLERİMİZ KADAR, SEVMEYENLERİ DE MUTLÂKA OLACAKTIR… Ne var ki mehtersevmeyenler şu
mutlâk ciddî olan kavramı göz ardı ediyorlar; bilsinler ki:
“KÖKLERİ; MÂZİDE/geçmişte OLAN ÂTİ/gelecek vurgulu
dünyânın sayılı en belli-başlı millet oluşumuzun mayasın-da MEHTERLERİMİZİN çok önemli bir yerinin olduğu inkâr götürmez bir gerçektir… Bu denli değerler sinsilesini sürdüren mehterlere, çamur atılması cüretliliğinde bulunan(lar)ı, hoşgörmemiz mümkün olmasa da, ah! ne var ki, isnâtçıların dede soyundan birileri bu soylu millete
bir şekilde faydaları mutlâka olmuştur iyi niyetliliğiyle, bu
redd-i mirâsçıları, ve tarafgir ardniyetlilerin, vb. hinlilerin,
kinlilerin hepsini aymazlıklarının girdabında bırakalım…
Aklıma geldiği kadarıyla; kâh ard niyetlilik, kâh iyi niyetlilik ile eylem-söylem ifâ edilişleri aşağıda derdest ederek, her hâl-u kârda
..DOĞRUSUNUN BİLİNMESİ ÖNEMİYLE..

mehterlere atf’edlen çirkin aşağılayıcı, ya da iyi’niyetlilerce alternatif amaçlı şâyia yakıştırmalarına dâir tüm İSNÂTLARI

( İSNÂT: Muhatabının, konu(m)la ilgili DOĞRULUK ispâtını isteyebileceği ; ispâtlayamayanı, “iftirâcı = müfteri” durumuna getirici kimse(ler), konu(m)lar için haklı-haksız edilen sözler.) sırasıyla irdeleyip, devâmen sürdürelim:

01) “SELÂMSIZLAR bandosu” DİYENLERE! el’cevâp:

 

 

ÖZELLİKLE, aydın, entel geçinenlerce çoğu yavaş giden işleri “İki ileri, bir geri mehter gibi” örnekler vererek.. Veya, selâm eylemli yürüyüşlerinin bilinmesine rağmen, inât-kinâye-alay olarak hangi mehteri görse ya da hakkında konuşması gerektikçe “Selamsızlar bandosu” söylemlerini, ille de ardniyetlilik İMÂSI husûmetiyle yaparlar…
Oysa mehterler; bilâkis “her üç adımda bir yönelmesi kolay tarafa selâm vererek” yürürken nasıl “..selâmsızlar bandosu..”
olabiliyor !?!… Hâ aslında “selâmsızlara bando” demek iyidir ve uygundur İlâhî SELÂM Buyruğu nâsibinden bî’haberlere!


02) SOSYAL EŞİTLİĞİ EN ÂLÂ “SELÂM” İFÂ(DE) EDER.

Dünyânın, hiçbir milletine nâsip olmayan öylesine güzide ve anlamlı yorumlu târzda; TÖRE(N) YÜRÜYÜŞÜ, İFÂ

EDEN “medâr-ı iftihârımız” mehterlerimiz; yorum olarak:

“-Ey insanlar nasıl ki camide, vb. hâlde; ‘cemaat safı’nda, sosyal farklılıklar[..işçi-usta-çiftçi-ağa-patron-ırgat-âmir-memur-asker, Vali-muhtar-komutan-esnaf-tüccâr-kadın-erkek-zengin-fakir….]
ayırt edilmeksizin Hakk’ın(cc) huzurunda eşitce ibâdet ediliyorsa, işte âynen öyle mehterler de halkın her kesimine her iki yöne eşit selâmlayarak töre(n) yürüyüşlerini ifâ ederler. Var mı böylesi !?…
EK BİLGİ: ..Bu, “ayrım yapmayan” özelliğe istinâden de; Mehter tâkdim-anons, vb. hitâplarda; “Bir Devlet Bşk.(lar)ı hâriç” örn. Sn. Başbakanım, Bakanım, Valim, Komutanım, Gn. md.üm, …Başkanım, vd. her tür ünvânlar edilmeksizin direkt/doğrudan ‘ayrıcalıksız’: “Sayın H A Z İ R Û N” hitâbı kullanılır…)


03) ..O ÖRNEKLERİ; DAHA DA İĞRENÇLEŞTİRİCİ FIKRALAR(!) “İki ileri, bir geri yürür” diyenin zihni(yeti) öyle olmalı…

Böylesine menfûr-kerih isnâtları yapanlar; yetinir mi ?..Daha ne çirkeflerini de çıkardılar; daha da çıkarırlar da!

Bendeniz, bilebildiklerimi, bu “mehterci dede” portalımda,
“objektif” bakışla hem aktarmağa çalışacağım, hem de bir tür, “H A L B U K İ;”
cümle başıyla ” S A V “layacağım.
Tabii, o menfûr isnâtlara alternatif-çürütme anlamında
olmalı ki iyi niyetle yakıştırılan anlatıları da irdeleyeceğim.
En son olarakta “3 adımda bir selâm” olgusu anlatılacaktır.

04) “P U S T” ; “p u ş t” fıkralı yakıştırış..

G Ü Y Â / s ö z d e .. Osmanlı sultanlarımızdan biri, açacağı
sefer için; 20 bin adet âcil “yeniçeri keçesi” diğer ismiyle
“BÖRK” ve de “pust” da denilen “YENİÇERİ BAŞLIĞI”na..
( ara not: Kılıç, keçeyi zor keser. Koruyucu olarak sırtı, bele kadar
yapılır yeniçeri başlığıdır. Mehter de ; tuğcu-sancaktara giydirilir.)

ihtiyâcının olduğunu öğrenince, derhâl/hemen , üretimi en
çok yapılan BURSA’ya haberci çikarılır. Haberciler yol uzun olduğu için Bursa paşasına emri: ”
S = Ş(!)” hârf değişimiyle

yansıtmaları gibi ufacık bir telâfuz hatâsıyla iletirler…
Paşa ve mâiyeti; kızarırlar-bozarırlar-şaşkınlaşırlar amma, “Fermân Padişahtandır” deyip, tez etrâfa haberler salınıp, emir yerine getirilmeye çalışılınır. Zâr-zor da olsa, onca PUŞT toplanılıp, İstanbul’a sevki için yolcu edilir…
Tâbii büyük bir topluluğun İstanbul’a yürüyüşe çıkması
bu defâ sultana “İSYÂN VAR!” diye bildirilince; sultan da,
askerî birliklerinden bir kısmını üzerlerine gönderir…
İki taraf karşılaşıp kıyıma ramak kala mesele anlaşılır.
Fermân(!) icâbı bu defâ iki topluluk peşpeşe İstanbul
yoluna koyulurlar… İşte fıkranın mehter yürüyüşüne esîn
yapıldığı bu İstanbul’a gidilirken ki anlatılardır…
..Neymiş de, puştlar; ama isterikce, ama panikle, ama
merâkla, bıçkın yapılı, posbıyıklı, güçlü yeniçerilerin olası tâcizkâr davranışlarını kontrol etmek amaçlı, yürürlerken; “arada bir dura-döne” onlara baktıklarından.. imiş..miş!?
..HÂLBUKİ; o türden(!), o sayıda topluluğun sağlanması
mümkün olur mu (!?!) ; Savaş ve barışta kullanılan çoğu malzemeler, mühimmât depolarında zâten bulundurulur…
O kadar çok insanların; hem de, yolboyu süresince, âleni,
herkesin gözü önünde tâcizkâr davranışı hiç olabilir mi ?..
..VE Kİ; ben, BURSA’lıyım. Şu deyimleşmiş gerçeği de herkes bilir:
Altında velîleri, üstünde delîlleri (..deli..’leri değil…) olan fütuhât ili
yeşil BURSA” denir.
Yâni, “EDEP YÂ HÛ!” desek, anlarlar mı ki?…

05) “OĞLAN(LAR)” fıkralı yakıştırış..

G Ü Y Â / s ö z d e .. Mehterciler için uydurulan bir diğer iğrenç fıkra da üsteki o fıkranın bir başka versiyonu imiş…

Çalgı hk.da İslâm’i buyruklardan sakınıldığı veçhile;
mehterlere gerekli elemanlar,
“devşirme/İçoğlan bölümleri”

taranarak, uygun görülenlerden o kadrolar oluşturulur du.
DEVŞİRME’ler; Osmanlı fütuhâtları sürecinde, feth
edilen yerlerde çok oğlan çocuklu ailelerin içinde, yaşı en küçüklerinden ‘tek‘i ve zekî ise; DEVLET ADINA toplanır. Bunlar; kışla-okul-vd. öğretim-eğitim ortamları İÇ‘lerine DEVŞİRİLEN OĞLAN(LAR) olarak, amacına uygun
konu(m)lar gereği, yetiştir(il)mesi yapılır… İşte, “İÇOĞLAN-”DEVŞİRME”

müessesesi diye dünyâda sırf Osmanlı devleti’nin buluşu-uygulayışı olan idârî sistem içinde var edilen o “ham insan kaynağı”ndan, Yeniçeri askerleri oluşturulmasından tutun da, devletin en önemli görevlerinde çalış(tırıl)ması imkânı sağlayan (örn. Sokullu Mehmet Paşa. Ki’ ömrünce 3 padişah’a da Sadrazamlık yapmıştı..) her vasıfta personel temini mümkün
olabilmiştir… Sırası gelmişken ilintili olarak şu iftirayı da
çürütelim: DEVŞİRME / içoğlan müessesesi,”ALAN”, “VEREN”
taraflar olarak öyle önemli imiş ki,
“çocuklarının istikbâli garanti” diye rüşvet-torpil kurgusuna tevessül edinildiği
dahi vâkii olurmuş… ( Şimdilerdeki önemli okullara giriş gibi )
( Ama, heyhât! “tehdîtle alınıyordu”
diyen müfteriler yok değil ! )
Mehterler, İÇOĞLAN’lardan oluşturulması zorunluluk

olunca, ve takım görev yaptığında da, yağız ve iri yapılı yeniçeriler, çalgıcı kadrolara hem merâkla, hem de gıpta ederek bakması kadar doğal birşey olamazdı; çünkü, bunu her devirde ve şimdilerde dahi, seyrâncılar aynı duyarlılık ve tâkdirlerle yapıyor olmaları o iğrenç yorumlu olguyu mu

tezâhüren düşünüyor ve yakıştırmada bulunuyor sayılmalı!


..
Bu bilinenlere(!) rağmen, iğrenç uyduruğa gelelim:
Mehter; takım olarak yürürken, arkaları sıra gelmekte
olan yeniçeri birliklerine yine “arada bir dura döne” arkaya bakarlarmış; sebebi, yine o
mâhut/bilinen endişe-vehim ile:
“-Acaba bize tecâvüz ederler mi” diye(!!!!) ..imiş…..mişşş!..
İşte; “mehter yürüyüşü” esîn kaynağı böyle oluşmuş….muş!
..HÂLBUKİ; aleniyet-âşikâr olarak tâciz mümkün mü !?
Sânki, vaka-î âdiye / her zaman olan kanıksanmış olaylar gibi,
hem yeniçerileri, hem de mehteri kötüleyiş imâsı niye !?…
KALDI Kİ, mehterciler de, yeniçeriler de çoğu DEVŞİRME, ve
büyük olasılıkla akran, hemşehri hâli de unutulmamalı, ve
yeniçerilikte; mânevî “BEKTAŞÎ” yoğunluğu bulunduğu da…

06) “SAN’ATKÂR RÛH’LU OLUŞLARI” iyi niyetli izâhı…

G Ü Y Â / s ö z d e .. Müzisyen kişilerde; “san’atkârlık rûhu”
olgusu yoğun olurmuş ..muş da, mehterleri oluşturan çalgıcılar; o nedenle nâzikâne, saygın davranışlılık icâbı,
selâm vererek yürünmesine esîn olmuşmuş..muş..

..HÂLBUKİ; Her meslekte olduğu gibi, müzisyenlerde de
alkolik-itici-paragöz sö z d e san’atkâr çoook mu çoktur…
Hem çoğu san’atkar(lar) selâm(lar)ını eserler arası verir…

07) “3 KURALI , 3 ADIMA ÖZDEŞ EDİŞLİ; iyi niyetli izâhı…

G Ü Y Â / s ö z d e .. Osmanlı coğrafyasındaki yönetim kuralları olan: “Hiç kimse, kimsenin, ‘DİLİNE, DÎNİNE, İŞİNE’
karış(a)maz!” üçlü olguyu, mehter için; her 3 adım da bir selâm verişine uyarlanmış..mış!…

..HÂLBUKİ; 3 Kural sayısallığı, adımlar ile pekiştirmeyi kabûl edilebilir düşüncesinde olanlara soralım; “-Meşhûr o
kurallar karşılığında 3 adım atıldığını ‘
kimseler bilmese de‘ öyle varsaysak; peki, o kuralların var olan devâmı hâlinde daha fazla adımlayışlar mı olacaktı o durumda !?!…
..Ve ki’ 3 kuralın imâen işmâr onayı; ‘SELÂM’ mı olur ?..

 

08) “ALLAH’IN HAKKI 3′tür(!)” şirkli deyiş esînlenmesi ile..

G Ü Y Â / s ö z d e .. “Allah’ın hakkı üç’müş”; uyduruk deyiş
uyarınca 3 adım esîni ve de ’selâm’ı, oluşturulmuş.. muş!…
..HÂLBUKİ; “3 Hakkı olmak” Mâazallah, ŞİRKTİR. Sapıkça ard niyetli, İslâm düşmanlarınca yaygınlaştırılan benzeri daha niceleri gibi o deyimleştirilmiş deyiş direkt küfürdür!
Allah’ımızın(cc) “hak sınırı” mümkün mü be heeey gâfiller!
Baştan kabûlü mümkünsüz olan sayısallık, adımlayışa
uyarlanışı, hele “Selam” ile bağı; “-Ne alâkaya maydonoz!..”

09) 1952′de “As. Müze mehteri ihdâsı” ânı buluş üzerine…

G Ü Y Â / s ö z d e .. Cumhuriyet döneminde ilk resmî köklü, bilinçli mehterin ihdâsı/kuruluşu 1952 yılında Askerî Müze’de “mehter bölüğü”, çalışmaları başlanırken sırf, mehtere özel olsun diye, selâmlı yürüyüş uyarlanmış..mış!
..HÂLBUKİ; “Bu, doğruluğu meçhûl olan “şâyia” anlatıdır.

Çünkü, şâyiâ mı, tevâtür mü net değildir… Şâyia olasılığı daha ağır basıyor, tevatüre göre. Tevâtür/nesiler boyu doğru addedilerek söylencelerdir. Şâyia/dedi-kodu benzerî nakillerdir.

O söylemle ilgili şunu diyebilirim: Benim de dönemine erdiğim ve festivallerde buluşup feyzlendiğim Sn. Cemâl CÜMBÜŞ hoca’ya mâl’edilen ilintili bâzı söylemler; kanıt diye, hüküm biçiliyor…
Aynı konu hakkında bendeniz de “zıddına” bir tevatür naklini
’sırası gelmişken’ anekdot/anı diye yazmak durumundayım. Bunu
naklederken hem de; ‘-Bilgiyi çarpıtmak için uydurmuş…’ denilmesi olasılığına rağmen, yazıyorum:
“Her yıl yapılan “ZAFER HAFTASI etkinlikleri”ne “Askerî Mehter” mehterbaşı’sı olarak kendisi, ben’se “Kılıç-Kalkan Ekibi” GOCBAŞI’sı
sıfatıyla o dönemlerde bir-kaç yıl peşpeşe Afyonkarahisar ilimize
etkinlikler için geldiğimizde, kendisiyle buluşarak mehter bilgilerini
hoş sohbet ortamı içinde dinliyorduk. Yine bir buluşmamız esnâsı
o anki merâkım icâbı sorupta, (..öylesi sohbetlerin gün gelecek, belgeselliğe dönüşeceğini, aklımın ucundan dahi geçirmeksizin…), o konu hakkında verdiği cevâp, yaklaşık şöyle idi: “-Selâmlı Yürüyüş; ecdâdımızdan tevâtüren intikâldir. 1952′
de mehter, yıllar sonra kurulurken; kıyâfetleri ve ilgi çekici tavırları
ile otantizm olgulu bâzı yabancı ülkelerin ünlenmiş takımları da kaale alınarak; yanı sıra; (..meselâ: Sağ adım ile yürüyüşe başlamak. Meselâ: O zamanın “hazırol” duruşu; şimdikinin “rahat” duruşu, gibi..) geçmişe dâir tavır ve hâller de dikkate alınarak mehter takımı
tasarlanıp, kurulup, faaliyete geçirilmiştir.” dediğini hatırlıyorum.Bunun, ecdâttdan intikâl ettiğini desdekleyen; eski döneme ait,
mehteri tasvîr eden gravür, mozayik, nüshâ gibi bâzı dökümanlar tetkikiyle de “selâmlı yürüyüş”ün belirtileri kolayca anlaşılabilir.

Muğlâklık; “ÂKİL GEREKÇE(LER)” ile, netlendirilebilinir…
Bendeniz, sizlere desem ki: Zamanımız mehterlerinde, âmirler;
tâ! aîdi döneminde olmayan. yapılmayan, uygulanılmayan, şimdiki
komut ve nidâları olan (..örn. Hazırol! ; Rahat!) gibi bu ifâdeleri,
kullanmak saçmalığında niye bulunurlar ki !?… K ü l l e m yanlıştır!
Otantizm’le bağdaşıyor mu?.. Kulakları tırmalayan öylesi modernite
nidâları otantizm’e monte ediş hoş mu, nâ’hoş mu?… Oluyor mu,
olmuyor mu?… Ya da Emir-i Âlem’in kullanış yetkisinde olan emir:
“-HAS DUR!” deyişini niçin ‘orkestra meister’i sayılan “Mehterbaşı”
her eser başında kendi yetkisi dışındaki emir kipini, nidâlı olarak â’bire: “HAS DUR!” der, durur… Hangi meistro elindeki bageti ile;
“uyarı”/”karar tavrı” dışında her eser başı orkestraya (sanki mârifet gibiymişcesine) ısrârla “-has dur!”, eser bitiminin her defâsında da “-rahat!” ..der. (Mârifet: Eserlerin güftekârı-bestekârı, varsa eser öyküsünü, beste makamını anonslamaktır…) Ey! Mehter âmirleri;
lütfen otantizm değerlerine son derece hassas davranıp, çok dikkât edip, uymaya çalışalım; uydurukluğa değil!… Oysa, aidi dönemler
sürecinde; “Rahat” ve “Hazır ol!” emri ne tür lâfız ve tavır ile verildiği
bilinmiyor ki ; biliniyormuş da, doğrusunu yapıyorlaşmış gibi o “Rahat!” komutunu da kullanmıyorlar mı, aynen, mehterbaşı’nın “HAS DUR!” komutunu her eserbaşı nidâlaması gibi komik-gülünç olunmaktadır ki, mehterlerimizi bu hâle koymaya hiçbir kimsenin ne haddi ne de ukalaca bilmişlik taslayan o yetkililerindir…
Lütfen, bilinenleri sâdıkâne kalarak uygula(t)maya çalışalım.
Ola ki, mehter komutlarının lâfzı-aslı bilinmeyenleri için’se;
otantizm’i bozmayacak türden âmirin sessiz/işmâr ettiği an, ya da o ânı eğitim-gösteri devâmlılığından meleke edinip bildiğinden otamatikman uygulayan davulzenbaşı’nın “DÜM! vd.” tempolarını
komut yansıtımı yerine ikâme ederek, (eğitimle öğretiyorum) sert
disiplinli-gösterişli târzda uygulayışlarda bulunalım. (..Örn. Askerî
mehterde SAPLILAR’ın koreografik uyarlayabilmeri için vurulan
sıralı “DÜM”ler ..misâli…)
Nedeni mi: Hiç değilse, davulzebaşı’nın
vurduğu “DÜM, vd.” komut ikâmesi yansıtımları; moderniteye dâhil
sayılamayacak yorumlu otantizm târzlısıdır…
(Mehter âmirlerinin komutları-nidâları ile karşılığında yapılacak
koreografik tavırları, emir yerine geçen sessiz işmârlı komut ve yansıtıcı davul “DÜM!” tempoları, ileri anlatılarda ayrıca ve özellikle, “mehter eğitim derslerinde” deyinilecektir. Ben şimdilik o derslere dek, “HASDUR-Rahat” ciddiyetini bahsedip yetiniyorum.) ; ( ..Ve de,
otantizm bilgileri için, illâ da, döküman bilgi-bulgu-belge-tevâtür-
vb. olması iktizâ etmeyeceğine vurgu yaparak; verdiğim şu kadarlık bilgi ya da düşünüldüğünde “doğru olgu” kanaatlılık-değerlendiriş
-tâtbikler konu(m)ları da, o derece önem-i hâizdir, dolayısıyla da,
riâyeti gerektirir gerekçelerdir…) O bakımdan: O söylemiş-miş, bu
demiş-miş, nakilleri kadar, böylesi irdeleyişler, akıl yürütmeler de önemsenmelidir; “Ben yaptım oldu” yerine, “Nasıl olmalı ki yaraşanı olmalı-uydurukçası olmamalı, eski tâbirle: ‘-Sâkil düşmemeli’ sorularına en yapıcı hâl ile otantizmin dejenere edilmemesine çâre
bulunup uygulanmasına o takdirde geçilmelidir.

..Şimdi, tâ! ileride işleyeceğimiz ders-bilgi amaçlı konulara (kısmetse) yazana dek, bu öncül-önemdeki bu bilgileri vermem iyi oldu herhâlde… Çünkü; çok kez her fırsat buldukça, yazmama-bilgilendirişlerime rağmen, halâ da, mehterbaşı’lardan her eser başı: “-HAS DUR!” eser bitimi: “-Rahat!” komutları vermekte ısrârlılıklarının yanlışlığını, iki de bir “HAS DUR! söylemi nedeniyle alay edildiklerini” bu ‘tevâtür’ vesilesi ile bir kez daha hatırlatmış oluşumun yanı sıra, mehterbaşı’ların ses diksiyonu usûlünü de tamamlayıcı bilgi olarak hemen bilgilendireyim:
Mehterbaşı’lar: Kâlbî-yumuşak-kucaklayıcı-mülâyim duygulu bir nidâlı ses ile kendilerini ilgilendiren ononsvâri hitâplarını yapmaları yerine, tam tersi komutan/Emîr-i Âlem’miş gibi sert emir edici “modern ordu komut sözleri”ni kullanıyor, olmaları; yâ bilmediklerinden, yâ da, Emir-i Âlem’e hıyaraşik saygısızlıktan - kendini herkesten üstün görmek “gösteriş” kompleksinden, diye yorumlanmalarına sebep oldukları gibi, âmirler niteliği-niceliği formasyonu bakımından da, diğer mehter(sever)lere de yanlış bilgi sâhibi edinmelerine neden olmadalar…

Bu durumun tek makûl olabilir yanı olarak; bâzı mehterler yine bir yanlışı yaparak “Emîr-i Âlem”siz(!) çıkıyorlar gösterilere… Eee tâbii o takdirde “mehterbaşı” aynı zamanda “Emîr-i Âlem” görevini de ifâ etmesi nedeniyledir ki; Emîr-i Âlem komutlarını vermek durumundadır… Ama, dediğim gibi, Emîr-i Âlem’siz mehter takımı ol(a)maz! Bunu, “mâalesef” Askerî Müze mehteri de yapıyor bâzı hâllerde… O takdir de ” Tuğ âlemler”i de, hattâ sancakları da koymayınız… Askerî birim sembol kadrosunu, askerî âmir komuta eder; san’atçı kadrosunu da meistro-şef karşılığı olan mehterbaşı idâre eder. Bakınız yanlışlık nice YANLIŞLIKLARA, o ârızlar da mâalesef OTANTİZM’in içeriğine, oradan da öyle-böyle derken kapsamına yönelik dejenere ediveriyor… (Konuyu nasipse ileride daha teferruâtlı işleyeceğiz.)


10) Yavaş giden-süren-sonlanan iş(lev)lere dâir (2) örnekG Ü Y Â / s ö z d e .. Âhiret dünyâsına ya da bu dünyâ’ya dâir uyduruk yakıştırmalardan son iki örnek daha verelim:

* Güyâ cennete gireceklerin girmeğe hak etmeleri ile
ilgili değerlendirmeler ( Mahkeme-i Kübrâ celseleri ) işlemleri bitirilenler olarak cennete gireceklerin hepsi içeri alınır ve
cennet kapıları kapatılır… Ama uzun bir müddet/süre(ç)
geçtikten sonra cennetin kapısının önünde bir toplululuk
ısrârla ve canhıraş feryâtlarla cennet kapısının açılması için çaba sarfederler… Kapı nöbetçisi; topluluk temsilcisi olana “gözleyiş deliği”nden sorar: “-Ne istiyorsunuz !?
cevâp: “-Bizler; gâziyân, şehit olmaklığına savaşlarda cihât yapan ve bu sebeple cennete girmeye hak kazananlarız!”
demiş. Kapıcı: “Neden geç geldiniz ki !? ” sorusuna, yanıt:
“-Çünkü bizler mehter takımlarıyız, ancak gelebildik!…”
* * *

* Bir ünlü karikatürist(imiz)den şöyle bir çizimli anlatı:
Irak’a, ABD ile birlikte Kuzey Irak’tan girmenin karar süreci uzayınca; çizgilerle oluşturulan iki tarafın askerleri arasında şöyle konuşma geçiyor: ABD askeri Coni soruyor:
“- Geç kalıyor sunuz !?” Mehter tuğcusu ‘çizimli’ askerimiz: “- Ancak gelebiliriz!…”
(..Not: aklımda kaldığınca meâlendir; Arşivimden bu karikatürü bulabilirsem, yayımlayabilirim.)

11) Bilinen en âkil ve sağlam tevatüre göre; DOĞRUSU: Asırlarca (hâlen de uygulanılan yerlerde de olduğu gibi) esnâf çarşı yolu boyunca dükkânlarını ‘sabahları açarken,
akşamları kaparken’ birbirlerinde yol boyu sağa-sola yönele-yönele:“-hayırlı sabahlar / işler / bereketli olsun ; hayırlı akşamlar / bereketini gör” temennilerinde bulunuş uygulamalarını; aziz ecdâdımız töre(n) muzıka-bando takımlarına her üç adımda bir selâm verilerek yürüyüş târzı hâline dönüştürmüş…

s o n u ç :
Bu son izâh durumu; diğer tüm izâhlarla mukâyese edildiği ân; en mantıklısı olduğu, ayrıca asırlar boyu gelen uygulayışlar anonimliğe dönüşmesinden, kaynağının doğal olarak tevatür olması hasebiyle de; böyleliği, “en kuvvetli muhtemel olması” , bu konu(m) hakkında “en kabûle şâyan olan izâh ediş” sayılmalıdır.

İSTİRHÂMIMDIR:
- Lütfen; o aşağılayacı-iğrenç yakıştırmaları ve ki daha nicelerini de sâdece,”SAVUNUŞ GEREĞİ BİLGİ AMAÇLI OKUMUŞ OLMALISINIZ.”

..Dolayısıyla da “bilinçlendiğinizden” gerektiğinde savunmalısınız. Yayılışına katkıda bulunmamanız için de, 11. şıkkın dışındaki izâhları “savunuş dışı” aslâ ve kat’a anlatılarda bulunmamalısınız…

..BU KONU SONUDUR.
EN DERÛNİ MUHABBETLERİMLE. m.dd.

İletişim: gsm. 0532 557 87 06 … mdd16tr@gmail.com
İNT. google: “mehterci dede

Yorum yapılmamış »

Henüz yorum yapılmamış.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. Geri İzleme URL'si.

Yorum yapın

WordPress'in desteğiyle.